Kürdün hikayesinde Türk-İslamcılığının iflası – Ali Akel

Türk-İslamcılığının siyasi pratiğinin Kürt sorununun çözümünde iflası beklenmeyen bir şey değildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi ideolojisine uyumlu olarak şekillendiği, devletin Kürt politikasında rejimin sacayaklarından birini oluşturduğu göz önüne alındığında; Türk İslamcıların iktidarında bugün ortaya çıkan manzaraya çok da şaşırmamak gerekir.

Fazla uzağa gitmeden, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden bugüne baktığımızda devlet askeri-siyasi var gücüyle Kürtleri ezme, sindirme, asimile etme, diz çöktürme, iradesini yok etmeye yönelik politikalarını sahnelerken; Türk İslamcılığı, buna esaslı bir itiraz yükseltmedi. Aynı süreçte devlet, söz konusu siyasetin iktidarını engellemek için kontrol ve baskı mekanizmalarına (94 mahalli seçimlerinde yükselen İslamcı dalgayı 28 Şubat post-modern darbesiyle durdurmak gibi) başvururken, mezkur anlayış, Kürtlerle savaşımında rejimin kullandığı maddi ve manevi geniş bir havuz vazifesi gördü, görmeye de devam ediyor. “Kürdün hikayesinde Türk-İslamcılığının iflası – Ali Akel” öğesini okumaya devam et

Reklamlar

Cizre’den sonra – Reyan Tuvi

Yıl, 1949. Cizre’nin yıkıntılarının arasında, aklımdan geçen bu cümle oldu. Sonra da Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç’un, 27 Ocak günü Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen 12. Kürt Konferansı’nda, mikrofona tutulan cep telefonundan söyledikleri… “Cizre’den sonra – Reyan Tuvi” öğesini okumaya devam et

Terörist mi, gazeteci mi, insan mı? (Diyarbakır İzlenimleri 1) – Pelin Cengiz

Terörist mi, gazeteci mi, insan mı?

 

Bölgedeki gazetecilerin çalışma şartlarını yerinde görmek, havuz medyası ve patron güdümündeki medya organları susarken ya da dezenformasyon yaparken, halkın haber alma hakkı için çalışanlarla birlikte olmak Haber Nöbeti’nin esas amacını oluşturuyor.

Diyarbakır’a iner inmez kentteki meslektaşlarla buluşmak üzere Azadiya Welat gazetesinin bürosuna geçtik. Orada Özgür Gazeteciler Cemiyeti Eşbaşkanları Hakkı Boltan ve Nevin Erdemir ile bir araya geldik. Son beş ayda bölgede gazetecilere yönelik uygulamalarla ilgili bilgi aldık. Son dönemlerde gazetecilerin gözaltı, tutuklama, başına silah dayama ve işkence gibi pek çok kötü muameleye maruz kaldığını dinliyoruz. Son rakamlara göre, Kürt coğrafyasından 36 gazeteci tutuklu. “Terörist mi, gazeteci mi, insan mı? (Diyarbakır İzlenimleri 1) – Pelin Cengiz” öğesini okumaya devam et

Gazetecinin kameraya sıçrayan kanı – Pınar Öğünç

Journalisten flüchten in Diyarbakır vor dem Tränengas der Polizei
Gazeteciler polisin biber gazı saldırısından kaçarken (Fotoğraf:İlyas Akengin/AFP/Getty Images)

 

Eski Diyarbakır’ı Antikçağ’dan beri koruyan, kentin her yeni sahibinin hem güçlendirdiği hem de taşlarına kendi mesajlarını bıraktığı surların ardından top mermisi sesleri geliyor; sene 2016. Duvarların hemen dışında dev askeri araçların şehir trafiği içinde olağanlaştığı, çatışma seslerinin okul zillerine karıştığı tuhaf bir günlük hayat akıyor. Surların kadim kapılarından birine güvenlik noktası kurulmuş. Buradan Suriçi’nin halka açık küçük bir kısmına geçmek, gazeteciler için her zaman daha uzun sürüyor. Bir yandan sabıka kaydım kontrol edilirken, çantamı ince ince arayan, defterimdeki notları okumaya çalışan kadın polis diyor ki “Niye geldiniz ki Diyarbakır’a, korkmuyor musunuz? Burası her an her şeyin olabileceği bir yer.” “Gazetecinin kameraya sıçrayan kanı – Pınar Öğünç” öğesini okumaya devam et

Rozerin’in annesi Erdoğan’a seslendi: Kızımın suçu neydi? – Mehveş Evin

IMG_1069

Annelerin gözyaşı üzerinden siyaset yapmak kolay… Ancak evladını kaybetmiş bir annenin gözlerinin ta içine bakıp acısını paylaşmak çok, ama çok zor.

Hele bu anne, çocuğunun cenazesini bile defnedemediyse… Öldürülmüş çocuğunun hala bir yerlerde, sokakta bekletildiğini düşünerek kahroluyorsa… Onu son bir kez öpmek, dualarla defnetmek için yalvarmak zorunda kalıyorsa.

İşte o zaman bırakın üzülmeyi, insanlığa dair en temel inancınızı da yitiriyorsunuz. “Neden” bile diyemeyecek hale geliyorsunuz. Teselli edemiyorsunuz.

Tek yapabildiğiniz, onları dinlemek, ellerini tutmak, sessizce sarılmak…

Rozerin (16), Ramazan (15), Cihat’ın (13) annelerini ziyaret ettiğimde benim de yapabildiğim bu oldu.

Diyarbakır Sümerpark’ta dokuz aile, 19 Şubat itibariyle ‘bir ay dört gündür’ nöbette. Yaşları 13 ile 28 arasında değişen gençlerin, çocukların fotoğraflarının altında şu yazı göze çarpıyor: “Rozerin’in annesi Erdoğan’a seslendi: Kızımın suçu neydi? – Mehveş Evin” öğesini okumaya devam et