Metin Göktepe Ödülleri bugün sahiplerini buluyor

Haber Nöbeti Dayanışması’nın da jüri özel ödülüne layık görüldüğü 19. Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’ni kazananlar ödüllerini 10 Nisan 2016 akşamı (bu akşam) gerçekleşecek törenle alacak.

Innpera Hotel’deki programda saat 16’da moderatörlüğünü Nurcan Baysal’ın yaptığı ve Erdem Gül, Mehveş Evin ve Faruk Balıkçı’nın konuşmacı olarak katılacağı “Sur’dan Silivri’ye Olağanüstü Dönemde Gazetecilik” paneli gerçekleşecek.

Saat 17.30’da ödüller sahiplerine verilecek. Saat 18.15’te de kokteyl düzenlenecek. “Metin Göktepe Ödülleri bugün sahiplerini buluyor” öğesini okumaya devam et

Margos’un kilisesini de, sokağını da, mahallesini de geri verin! – Celal Başlangıç

Direkte üç “tarihi” tabela vardı.

Üçündeki oklar da aynı daracık sokağı gösteriyordu; “Dört Ayaklı Minare”, “Mar Petyun Keldani Kilisesi”, “Surp Giragos Ermeni Kilisesi”.

Diyarbakır’ın kalbi Sur’daki Eski Postane Sokağı’nın başında çoğu kadınlardan ve çocuklardan oluşan bir kalabalık toplanmıştı. Hepsi evlerini, dükkanlarını görebilmek istiyordu.

Merakla bakıyorlardı sokağın derinliğine doğru. Ancak beş-metre sonrasını göremiyorlardı. Çünkü beyaz branda perdeler çekilmişti sokağın ortasına. Önünde de bir polis barikatı vardı.

Beyaz perdenin arkasından Dört Ayaklı Minare’nin sadece üst kısmı görünüyordu. Sevgili Tahir Elçi’nin vurulduğu yer brandanın arkasında kalmıştı.

Şiddetli bir patlama daha oldu. Perdelerin arkasından çimento rengi bir duman yükseldi. “Margos’un kilisesini de, sokağını da, mahallesini de geri verin! – Celal Başlangıç” öğesini okumaya devam et

Sur anlatıyor: Kim tamir edebilir ki kırılan kalplerimizi? – Ragıp Duran

Sur’un ana caddesi Gazi’de yarım gün boyunca dolaşıp esnafla konuşurken, İç Savaş dönemindeki Lübnan, Saddam sonrası Irak ve  İŞİD sonrası Suriye manzaraları ve konuları geldi dile ve gözlerimizin önüne. Hüzün tavan yapmış, çaresizliğe yaklaşmışlar. Ama her şeye rağmen Sur esnafı metanetli, içten içe direniyor:” Bu hep böyle gidecek değil ya….”

27 Mart 2016 Pazar günü sabahtan öğleye kadar Şeyhmus’la (Diken) Diyarbakır’da Gazi caddesini dolaştık.

Cumhuriyet’ten önce bu caddenin adı Bağdat Caddesi imiş, ama Cumhuriyet gelince her yerde ille bir Mustafa Kemal, Atatürk, Zübeyde Hanım caddesi olacak ya, burayı da Gazi caddesi yapmışlar… “Sur anlatıyor: Kim tamir edebilir ki kırılan kalplerimizi? – Ragıp Duran” öğesini okumaya devam et

Diyarbakır’ın Cevabı – Yıldırım Türker

Haber Nöbeti’ne katılmak için Diyarbakır’daydım. En şanslı grup olduğumuz öyle aşikardı ki arada mahcubiyet dürtüyordu. Bomba sesleri eşliğinde, her gün biraz daha yıkılıp yok edilen Sur’u ağlamaya değil, bayram kutlamaya gidiyordum.

Diyarbakır, 93 yılında ilk adımımı attığım Diyarbakır değildi elbet. Öte yandan o kadar aynıydı ki. Ruhuyla. “Diyarbakır’ın Cevabı – Yıldırım Türker” öğesini okumaya devam et

‘Eşme ruhu’ndan ‘Cizre ruhu’na; ölümüne Newroz, inadına barış! – Celal Başlangıç

Sinirler yay gibi gergindi Diyarbakır’da.

Günlerdir Van’dan Adana’ya, Batman’dan İstanbul’a uzanan bir coğrafyada yasaklanan Newroz haberleri geliyordu.

Kutlamaya kalkanların üzerine yürüyen TOMA’lardan sıkılan suların, biber gazına boğulan kentlerin, gözaltına alınan insanların görüntülerinden geçilmiyordu. “‘Eşme ruhu’ndan ‘Cizre ruhu’na; ölümüne Newroz, inadına barış! – Celal Başlangıç” öğesini okumaya devam et

Cizre’den sonra – Reyan Tuvi

Yıl, 1949. Cizre’nin yıkıntılarının arasında, aklımdan geçen bu cümle oldu. Sonra da Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç’un, 27 Ocak günü Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen 12. Kürt Konferansı’nda, mikrofona tutulan cep telefonundan söyledikleri… “Cizre’den sonra – Reyan Tuvi” öğesini okumaya devam et

Amed’de ilk gün – Mürüvet Küçük

Benim için Amed mizahın derin acılar yaşamış halklara mahsus inceliklerini taşıyan bir kenttir. “Kırıklar”, dar sokaklar, sokaklardaki tablacılar, ciğerciler, kendine has kahve ve hep dinamik akan bir yaşamla özdeşleşmiş bir kenttir. Hani her kentin kendisine has bir ruhu, sesi, kokusu olur ya… Anlatılanlardan, okuduklarımdan, tanıdığım dostlarımdan edindiğim izlenimle Amed’in bendeki sesi, kokusu, ruhu da böyle bir sentezi ifade eder.

Havaalanından çıktığımızda bu Amed’i bulamayacağımı biliyordum. Sur’dan, Cizre’de yaşananlardan sonra bunu beklemek abes olurdu zaten. Bu ruhsal durum içinden olsa gerek son 100 gündür barut kokusuna kesmiş Sur, havaalanının çok uzağında olmasına rağmen ilk aldığım koku o koku oldu. Vahşet, direniş, her an patlamaya hazır bir sessizliğin sentezi olan uğultulu bir ses hissettim kulaklarımda. “Amed’de ilk gün – Mürüvet Küçük” öğesini okumaya devam et