Haber Nöbeti’nde son ders

IMG_2500.jpg
Bu fotoğrafı çektikten sonra polislerce “yakalandım” ve karakola götürüldüm.

Haber Nöbeti’nin sekiz haftalık ilk bölümünün ardından, geçen hafta kapanış için gittiğim Diyarbakır’da, tam finale yaraşır olaylar yaşadım. Tek kare fotoğraf yüzünden polislerce suçüstü “yakalandım”, karakola götürüldüm. Nöbetçiyken, ucundan tattığım bölgede devlet baskısı altında gazeteciliği, bir de polis nezaretinde gördüm, öğrendiklerimi pekiştirmiş oldum.

Bölgede meslektaşlarımın yaşadıklarının yanında esamisi okunmaz ama size hem bölgede sürekli yaşanan haksızlığı ve hukuksuzluğu bizzat nasıl tecrübe ettiğimi anlatmak isterim, hem de Kürt gazeteciler Beritan Canözer, Baran Ok ve Nazım Daştan davalarında bu keyfiliğin iddianamelere nasıl yansıdığını…

Keyfi davranıp, itaat istiyorlar

Çatışmalı bölgelerdeki meslektaşlarla dayanışmak için başlatılan Haber Nöbeti’ne katılan pek çok gazeteci gibi benim de ilk öğrendiğim şeylerden biriydi, fotoğraf makinesinin açısını polisten uzak tutmak, polisi çekmesen de o etraftayken makineyi kullanmamak, mümkünse çantada tutmak… Kalabalık bir sokakta yüzlerce kişi arasında bir polisin yüzü nokta kadar görünüyor diye nöbete katılan pek çok gazetecinin makinesindeki fotoğraflar sildirildi, hatta Sevil Doğan’ın makinesindeki fotoğraf, zırhlı araç görünüyor diye sildirildi, ve hatta Güliz Karaoğlan’ın makinesindeki fotoğraflar polis görünmese de sildirildi. Keyfiliklere karşı insanların boyun eğmesini sağlamak oradaki sindirme politikalarının bir parçasıydı.

İki aylık nöbet sürecinde, bütün bunları takip etmiş ya da yaşamış bir gazeteci olarak gitmiştim 29 Aralık’ta JINHA (Jin Haber Ajansı) muhabiri Beritan Canözer’in duruşmasını izlemek için Diyarbakır’a. Polis fotoğrafı çekmenin suç teşkil eden bir yanı yoktu ama canımın sıkılmasını istemiyorsam, psikolojik baskıya maruz kalmak istemiyorsam, işimi yapmaya devam etmek istiyorsam, çok gerekmiyorsa polisleri çekmemeliydim. Bunu biliyordum.

Bir anda etrafım sarıldı

“Yer yok” denilerek Canözer’in duruşmasına alınmayınca, ben de Adliye koridorundaki havayla ilgili tweet atmak istedim. Cep telefonumla bir kare fotoğraf çektim. Kadrajım duruşma salonunun önündeki polislerin yakınından bile geçmiyordu.

Birden bir polisin, salonunun kapısındaki polisleri fotoğrafladığımı iddia ederek “Amirim üç-dört kare çekti” demesiyle etrafım sarıldı. Telefonumla hiçbir işlem yapmamam söylendi. Bana herhangi bir şey sorulmadan, hemen adliyedeki polis noktasına götürüldüm. Sekiz polisin olduğu küçük bir odada, başıma bir kadın polis dikildi. Neden orda olduğumun, bunun ne kadar süreceğinin, bu işlemin yasal olarak ne anlama geldiğinin hiçbir cevabı yoktu.

Sonuçta adliye koridorunda fotoğraf çekmek serbestti, polisin fotoğrafını çekmiş olsam bile yasada böyle bir suç yoktu. Bazı durumlar için “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” gibi bir suçlama yapılabilirdi, ama ortada hedef gösterme olmadığı gibi  yayımlanan bir fotoğraf da yoktu, ve hatta polis fotoğrafı bile yoktu!

Seni kelepçelememiz gerekir

Savcı üst katta olmasına, ve telefonuma bakılarak polislerin fotoğraflarını çekip çekmediğim kolayca tespit edilebilecek olmasına rağmen karakola gönderilmeme karar verildi. Odada geçen sürede, birkaç polisin aynı anda bana bağırdığı ve sıkıntılı zamanlar yaşattığı oldu. Ben haklarıma dair bir şey söyleyecek olunca da “Türkiye’de polis değil sanık olmak varmış” tahlilleri yaptılar.

Beni karakola götürecek polis, o küçük odaya geldiğinde kelepçeyi çıkartıp, oturduğum masanın üzerine koydu. Arabaya doğru ilerlerken, “Sana aslında kelepçe takmamız lazım” diyerek ne kadar tehlikeli olduğumun, buna rağmen bana yaptığı kıyağın altını çizdi. Arabaya bindiğimizde ise arka taraftaki bir insanın ancak dizlerini çekerek sığmasının mümkün olduğu telli bölümü göstererek “Seni aslında oraya koymamız gerekir” dedi. Ne de olsa tehlikeli bir saldırgandım ben!

“Madem ki onlar örgüt sempatizanı”

Karakola vardığımızda bir polis ise kendi tabiriyle “iyi niyetle” açıkladı durumu: Ben bir gazetecinin duruşmasını izlemek için gelmiştim. O gazeteci DİHA, İMC gibi kurumlarda çalışıyorsa, “örgüt sempatizanı”ydı, “örgütçü”ydü. Ben de ona destek için geldiğime göre benim, polis fotoğrafı çekip, akşama Facebook’a  “İşte o.ç. Türk polisi” diye koyabileceğimi düşünüyorlardı. Adliye’deki bir polis de benzer bir şeyi söylemişti, polislerin fotoğraflarının örgüte verildiğini bunun sonucunda polislerin öldürüldüğünü, varsayımın bu olduğunu söylemişti.

Ben sadece arkadaşlarımın fotoğrafını çekerken, varsayımlar nerelere varıyordu. Ve bunların da tek dayanağı, benim Kürt medyasından bir muhabire destek için gelmiş olmamdı. Kürt medyasındansan olağan şüphelisin, onlara destek için geldiysen olağan şüphelisin, böyle keyfi bir şekilde seni yakalayıp, saatlerce alıkoyabiliriz.

Ancak resmî evraka benim işlediğim bir suç yazmaları gerekiyordu.

Ne yazacaklardı? Tutanakta, savcı karıştığım olayı, “yargılama/soruşturmanın ses veya görüntülerinin kayda alınması” diye yazmayı uygun görmüştü. Oysa ki ben duruşma salonuna bile adımı atmamıştım. Başka çareleri yoktu, bir olay uydurmaları gerekiyordu.

İfademi alıp üç saatin ardından beni saldıklarında, üç aydan fazla süredir tutuklu olan Beritan Canözer için tahliye kararı çıkmıştı. Seviniyorduk, ama Canözer terör örgütü üyeliğinden yargılanmaya devam edecekti.

IMG_2501.jpg
Serbest bırakıldıktan sonra avukatlarım Yunus Muratakan ve Diyarbakır Barosu Başkanvekili Ahmet Özmen’le (kravatlı) birlikte 

“Dersim dört dağ içinde” tweeti suç

“Heyecanlı” denilerek gözaltına alınan Canözer’in iddianamesinde, bir haber notunda yazdığı “Özellikle ihtiyarlar kadın ve çocuklar gazdan nefes almakta zorlandılar” cümlesi suç delili olarak sunuluyor. “Dersim dört dağ içinde, yiğitler yatar kanlar içinde” tweeti de yine suç delili olarak iddianamede yer alıyor.

beritan
Gazeteci Beritan Canözer 101 günlük tutukluluğun ardından cezaevi çıkışında

Kamuoyunda “O Benim Kameramanım” diye bilinen Kürdsat News kameramanı Baran Ok’un yargılandığı davanın ilk duruşması da 5 Nisan’da yapıldı. Muhabir Ferat Mehmetoğlu, Ok’un bindirildiği zırhlı aracın önüne geçip “O Benim Kameramanım” diyerek gözaltını engellemeye çalışmıştı ama dört gün gözaltında tutulan Ok hakkında terör örgütü üyeliğinden dava açıldı. Ok, kendi anlatımına göre 31 Aralık’ta Diyarbakır’da Sur için yapılan barış yürüyüşünü çektikten sonra polis müdahalesi sırasında ıslanan kamerasını peçeteyle silerken gözaltına alındı. Polislere atılan el yapımı bombayla ilgili olarak açılan davada yirmi üç kişiyle birlikte yargılanıyor. Ok’un iddianamesinde de poliste verdiği, o sırada haber takibinde olduğunu anlattığı ifadesinden başka hiçbir delil yok.

Sadece Facebook paylaşımları

Ve son olarak elli altı gündür tutuklu olan Diha (Dicle Haber Ajansı) Gaziantep muhabiri Nazım Daştan’ın iddianamesi bu hafta tamamlandı. Kendisine yöneltilen, silahlı terör örgütüne üye olmak; terör örgütü propagandası yapmak;  tehdit; halkı kin ve düşmanlığa alânen tahrik etme, halkı askerlikten soğutma suçlamalarının tamamının dayanağını elli dört adet Facebook paylaşımı oluşturuyor. İddianamede bunun dışında bir suç delil yok.

Daştan’a ilişkin olarak düzenlenen iddianamede,  ”Silopi de katledilen ve cenazesi günlerce sokaklarda bekletilen elli beş yaşındaki Taybet İnan’ın defnedilmesi için AİHM’ye başvuruldu” şeklindeki paylaşımı  halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmenin delili sayılıyor.

nazım-daştan
Nazım Daştan sadece facebook paylaşımları nedeniyle 56 gündür tutuklu

İki kadın PKK’linin fotoğrafını paylaşması ise “terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapmak” olarak değerlendiriliyor. Daştan’ın ilk duruşması 23 Haziran’da, tutuklandıktan 133 gün sonra yapılacak.

Tutuklu olan diğer DİHA muhabirleri Feyyaz İmrak, Mazlum Dolan, Nedim Oruç ve Nedim Türfent’in iddianameleri henüz hazırlanmadı, ne zaman mahkemeye çıkacakları bile bilinmiyor.

Gözaltılar bir yana, bugün Türkiye’deki cezaevlerinde yirmi dokuz gazeteci tutuklu. Gazetecilere, keyfi olarak fotoğraflarını sildirmekten, iler tutar yanı olmayan iddianamelerle aylarca cezaevinde tutmaya kadar her düzeyde baskı uygulanıyor.  Gazeteciler yıldırılmaya, mesleklerini yapmaları engellenmeye çalışılıyor.

Öte yandan, tüm bu yaşananlar Haber Nöbeti’ni de, gazetecilik için verilen mücadeleyi de yeni düzlemlere taşıyor.


Bu yazı Haber Nöbeti bloğuyla birlikte P24’te yayımlandı.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s