Gerçekler eninde sonunda kitlelerle buluşacak – İslam Özkan

islamozkan (1).jpg
İslam Özkan (kırmızı tişörtlü) Özgür Gün Tv özel yayınında

Toplumu insani hasletlerinden soyutlama girişimlerinin pik yaptığı bir dönemde hakikati arama aşkıyla ortaya çıkarak gerçeğin peşinde koşmak başlı başına emeği değerli kılan bir şey. Böyle olduğuna inandığım için de Cizre ve Diyarbakır’a geldim.

Bir gazeteci olarak bu gerçeklerin paylaşılmasına ilişkin önemli bir ikilem yaşadığımı söylemeliyim. Bir taraftan yalanlarla kuşatılmış, hakikatin ışığının aydınlatmasına izin verilmeyen bir kitle ile karşı karşıya olmamız gerçekleri kitlelere aktarmayı insani bir görev haline getirirken bölgede yaşananlara yönelik duyarsızlık, toplumda ve sosyal medyada yükselen linç pskilojisi gibi nedenler ise bu hakikat arayışının bilinç altında beyhude bir çaba olduğuna ilişkin bir umut kırılmasına dönüşüyordu. Bu iki olgu arasındaki sıkışmışlık, gerçeği öğrensek bile bunun ne işe yarayacağına ilişkin zihnimizde soru işaretleri oluşturuyor, bunun kullanım değerine ilişkin bir sorgulamaya yol açıyordu. 

Mark Twain “Hakikati, ona layık olmayana söyleme” der. Mevlana da “Anlattıklarının karşıdakinin anladığı kadardır” ifadesini kullanır. Buradan hareketle, hakikat gibi bir derdi olmayana bunu anlatmanın mümkün olmadığını anlıyoruz. Zira hakikati onaylamak salt teorik bir şey değildir, bunun rahat ve konforundan olma, fedakarlık, bedel ödeme gibi son derece pratik sonuçları vardır.

Bu yüzden hep şu sorular aklımı kurcaladı durdu: Cizre’de ve Diyarbakır Sur’da gördüklerim, bölge halkından öğrendiklerimi buradakilere aktardığımda bir şey değişecek miydi? Oraya giden bir gazeteci olarak insanların kanaatlerini değiştirebilecek miydim?

Ama şuna eminim ki hakikatin tuhaf bir şekilde er geç  ortaya çıkma gibi özelliği var. 80’li 90’lı yıllarda bölgede yükselen savaşa ilişkin gerçekleri (3 bine yakın köyün boşaltılması, yargısız infazlar, faili meçhul cinayetler ve asit kuyuları vs.) anlattığımızda inkar ve red duvarıyla karşılaşıyordu. Bu “enformatik cehalet”in temelsiz olduğu, 2000’li yıllarda bizzat “Yeni Türkiye” yaratmaya çalışan bir iktidarın itiraflarıyla açığa çıktı. Çözüm sürecine giden yolda, devletin geçmişe yönelik itirafları stratejik bir rol oynadı. Öyleyse hakikate ulaşma yolunda atılan hiçbir adım boşa atılan bir adım değildir.

Oscar Wilde’in dediği gibi “Hakikat nadiren katıksız ve saftır, ve asla basit değildir.” Bunu kabul ediyorum, dolayısıyla iki günlük geziyle hakikatin tamamına vakıf olduğumu söyleyecek kadar naif olamam. Hakikat, emek harcanması, kendisi için mücadele edilmesi gereken bir şeydir. Bir gazeteci için de en önemli şey budur. Bugün bir çoğu işlerinden atılmış, çalışacak yer bulamadığı için serbest gazeteci olarak görevini sürdürmek zorunda kalan basın emekçilerinin gayretiyle, sürreel bir kuşatmaya maruz kalan gerçekler gün ışığına çıkartılmaya çalışılıyor. Muktedirler bu kuşatmayı ne kadar tahkim ederlerse etsinler bu gerçeklerin her bir gazetecinin gayretiyle eninde sonunda kitlelerle buluşacağına ve toplumda barışa ve kardeşliğe doğru bir dönüşüme yol açacağına dair inancım tamdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s