Haber Nöbeti ve tarihe düşen notlar – Kumru Başer

“Gever’de geçen sene ihtişamla açan kardelenler, bu sene boynu bükük kaldı.”

Twitter’da önüme bir kaya ağırlığıyla düşen bu mesaj şu an ateş altında tahrip olan, giriş çıkışa yasaklı Yüksekova’da olan biteni dış dünyaya bildiren bir kaç gazeteciden biri, Bilal Tinar’a ait.

Bu tweet beni geçen yılın Mart ayında çıktığım Yüksekova, Diyarbakır ve Cizre gezisine geri götürdü. “Buralara geleceğimizin işaretleri neydi” diye düşündüm. Öyle ya gazetecilik biraz da hafıza tazeleme ve olan biteni siyasi ve tarihi yerine oturtma çabasıdır.

Haber Nöbeti girişiminin 8inci ekibiyle, canları ve özgürlükleri pahasına savaşlı, çatışmalı illerden dış dünyaya haber iletmeye çalışan kendilerinin çok güzel ifade ettiği gibi “Tarihe not düşen” meslektaşlarımla dayanışmak için bir haftadır Diyarbakır’dayım.

Yaklaşık yirmi yıldır gelip gittiğim bölgede, geçen Mart’tan bu yana, sanki bir asır geçmiş gibi.

Geçen yıl bu zamanlar Yüksekovalı işadamı İrfan Sarı “Barış süreci daha buralarda yeni yeni hissediliyor” demişti Havaalanının açılışına hazırlanıyorlardı, “Temkinli bir umut” içindeydiler.

MADEM BARIŞ KALEKOLLAR NEDEN?

Gerçi Yüksekova o sırada100 kadar gencinin DAİŞ’le savaşmak için Kobani’ye gidişinin etkilerini atlatmaya çalışıyordu, ama yüzlerce genç de harıl harıl üniversiteye hazırlanıyor, Kürt siyasi hareketi içinde pişen yüzlercesi alternatif bir ekonomik ve siyasi geleceğin nasıl inşa edilebileceğini tartışıyordu.

“Barış sizin için ne demek?” diye sorduğumda bir genç “Benliğimiz, ana dilimiz, dağdaki kardeşlerimiz” demişti.

“Ya hükümet barış sürecini sürdürmez ise?” diye sorduğumda aldığım cevap “Biz kendi geleceğimizi inşa etmekte kararlıyız. Onlara değil kendimize güveniyoruz. Yeni Türkiye’de yeni Kürtleriz biz” olmuştu.

Yüksekova Haber gazetesinden tecrübeli meslektaşım Necip Çapraz ve kardeşi Erkan Çapraz da umutluydu, “Yüksekova’da barış olursa, her yerde olur” demişlerdi.

Fakat Yüksekovalıların kaygıları da vardı. Oremar’lı (Dağlıca) genç meslektaşım Bilal Tinar, “Yüksekova’ya 200’e yakın kalekol yapıldı. Sadece Dağlıca’da üç kalekol var” diyerek “Barış süreci Oremar’a gelmedi” yorumunu yapmıştı.

CİZRE’NİN HENDEKSİZ, GAZLI SOKAKLARI

Geçen Mart’taki gezimi Yüksekova’dan sonra Abdullah Öcalan’dan gelen bir çağrıyla, 200 civarında hendeğin kapatıldığı barikatların kaldırıldığı Cizre’ye geçerek sürdürmüştüm.

Biz, başka şehirlerden yaşamadığımız yerlere gelen, haber kovalayan gazetecilerin en güvenilir kaynağı ve en büyük desteği buralarda yaşayan ve çalışan gazetecilerdir.

Evrensel gazetesinin genç ve haberciliğe aşık muhabiri Beyar Özalp ve son üç ay içinde mesleğimizin kahramanları arasına adını yazdığımız DİHA muhabiri Cihan Ölmez ile Cizre’nin sokaklarını arşınlamıştık. Esnafla, gençlerle görüşmüş, “Barış süreci buraya geldi mi?” sorusuna cevap aramıştım.

“Süreç” sokaklara gelmemişti, bu açıktı. Geçen tomalar, akrepler ve her türlü zırhlı araçlar hayatın kendi halinde aktığı sokaklara düzenli olarak gaz fişeği atıyorlardı. Sokakta görüp “Neden?” diye sorduğum Cizreli gençler omuzlarını silkip gülmüş “Abla biz gazı kendimize parfüm diye sıkıyoruz” diye cevap vermişti.

Peki kalplerde yer bulmuş muydu?

YDG-H’tan gençler geçen yıl 28 Şubat’ta Öcalan’dan gelen çağrı ile hendekleri kapatmışlar barikatları kaldırmışlar, poşuları çıkarmışlardı, “silahlanmayı bıraktık” diyorlardı, ama yürekleri öldürülen arkadaşlarının acısıyla doluydu. 14 yaşındaki Ümit Kurt’un,12 yaşındaki Nihat Kazanhan’ın, 19 yaşındaki Yasin Özer’in vurulduğu yerleri gösterdiler.

Tümünün Kandil’de Rojava’da abileri ablaları, kuzenleri vardı. Birisi barış özlemini “Abilerimizle ablalarımızla kucaklaşmayı, sohbeti, bir halı saha saç yapabilmeyi çok özlüyoruz” diye tarif etmişti.

Hayalleri “bir gün okuldan işyerine, bütün toplumsal ve ekonomik hayatı kendi güçleriyle kurabilmek”ti.

Tahminen 200’e yakın gencin, sivil insanın, bir kısmı yaralıyken, devlet güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü düşünülen Cizre’de, hangisinin hayatta kalabildiğini düşünmeye cesaret bile edemediğim o gençlerin yüzleri ömür boyu hafızama kazınmış kalacak.

CİZRE’DE SUR’DA KİM YENİLDİ?

Dünya tarihinin ve siyasetinin neresinden bakarsanız bakın, bir devlet, “egemenlik” alanı içindeki bir yerde, otoritesini elli metrede bir kum torbalarıyla çevrelenmiş güvenlik noktaları, zırhlı araçlar ve tepeden tırnağa silahlı polis ve askerlerle zar zor sağlayabiliyorsa, duvarlara hakaretamiz yazılar yazma ve devasa bayraklar asma ihtiyacı duyuyorsa orada yenilmiştir aslında.

Diyarbakır’ın 104 gün abluka altında kalan ve çok şiddetli çatışmalara sahne olan Sur ilçesini, yazar dostum Şeyhmus Diken’in deyişiyle bir elma gibi ikiye bölen Gazi caddesini, Dağkapı’dan Mardinkapı’ya kadar geçtiğimizde manzara buydu.

Halen yasaklı olan beş mahallenin girişlerinde, her gün gelip, evlerini, dükkanlarını, haber alamadıkları yakınlarını merak ederek sessizce küme küme bekleyen kederli insanlar, dükkanlarını temizleyen esnaf, ve esnafla dayanışmaya gelen Diyarbakırlılar arasında bu manzarayı yer yer Moğol işgaline, yer yer Şeyh Sait’e yapılanlara ya da Srebrenitza’ya benzetenler var.

Bakanlar Kurulu’nun 21 Mart Newroz gününün tarihini taşıyan “Acil kamulaştırma kararı” da endişe ve öfkeye karşılanıyor. Bir çok esnaf “gasp” kavramını yakıştırıyor buna.

Görüştüğüm Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanı Fırat Anlı da dahil bir çok Diyarbakırlı bu alanların, insani-kültürel dokusundan arındırılacağı, hükümeti destekleyeceğinden emin olunan insanların yerleştirileceği, çok sayıda karakol yapılacağı, mimari özelliğini oluşturan güzelim dar küçelerinin tomalar geçsin diye genişletileceği kaygısını taşıyor.

GÖMÜLEN TARİH, ALINAMAYAN CENAZELER

Görüştüğümüz Diyarbakırlı meslektaşlarımızın yerinde gözlemleyip görüntülediğine göre, DSİ moloz kamyonları hala yasaklı beş mahalleden, insanların anılarını, eşyalarını, albümlerini duvar ve taşlarla birlikte yığınlar halinde Dicle ovasında hazırlanan bir çukura döküyor. İçinden para edebilecek şeyler hurdacılar tarafından toplanan bu “molozlar”ın üzeri daha sonra silindirle düzleniyor.

Sadece güvenlikçiler, izin verilmesinde sakınca görülmeyen gazeteciler, yıkımcı ve moloz taşıyıcılarının girebildiği bu mahallelerden birinde, iki evin bahçesine ve sivil toplum kuruluşlarının aldığı bilgiye göre, çatışmalarda ölen 13 kişi, sağ kalan mahalle sakinleri tarafından yıkanıp defnedilmiş.

Şimdi moloz taşıyan kamyonlar geçerken Diyarbakırlılar hem toz olan onca tarihi ve anıyı hem de ailelerine teslim edilmeyen cenazelerin akıbetini düşünüyor.

Bir hukukçu, “Mağdurlar değişti” diyor. “Şeyh Sait zamanında Türk modernistleri Kürt dindarlarını katletmişti, şimdi Türk dindarları, yüzünü batıya en çok dönmüş Kürtleri katlediyor.”

‘CİZRE HAC GİBİ OLDU’

“Barış süreci”nin devam etmemesi konusunda asıl sorumlu Diyarakır’daki çok farklı kesimlerde devlet olarak görülüyor ve bu duygunun değişmesi de kolay olmayacağa benzer.

Buna karşılık, Kürt siyasi hareketinin sivil ve silahlı yapılarına da başından itibaren, bizzat kendi tabanından, “silahlı direnişin şehirlere taşınması” konusunda ya da, özellikle de toplumun her kesiminin desteği sağlanan, yüzde seksenlere varan oy alınmış, zaten yerelde iktidar olunan bir kaç yerin “hedef haline getirildiği” yönünde ciddi boyutta eleştiri geldiği biliniyor.

Fakat devletin geçtiğimiz aylarda bunun karşısında izlediği şiddetli “kolektif cezalandırma” yöntemine duyulan öfke ve tepki bugün bütün bunların önüne çıkmış görünüyor.

Özgür Haber gazetesinde sohbet ettiğimiz eczacı Mehmet Kaya “Cizre’de ölenlere bakın” diyor. “Çoğu 90 doğumlu, batıda üniversitelerde okuyan çocuklar. 170 genç ölmüş. Cizre Hac gibi oldu. İnsanlar şimdi hacca gider gibi Cizre’yi görmeye gidiyor” diyor.

Cizre’de yaşananların, önemli bir kesim Kürt arasında duygusal bir kopuş, bir kavşak olarak görüldüğü ve genç kuşak içinde demokratik mücadeleden umudu kesme ve radikalleşme eğilimini ciddi şekilde artırdığı Diyarbakır’da çok yaygın bir yorum.

Haber Nöbeti dayanışması içinde tanıştığım bir belgesel yönetmeni, bu dönemin hikayelerinden oluşacak filminin malzemelerini toplarken kendisini en çok üçüncü ve son bölümün zorladığını anlattı: Son bölümün başlığı “Umut”muş.


Bu haber Haber Nöbeti Blogu ile birlikte Diyarbakır Özgür Haber gazetesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s