Küllerinden yeniden doğacak Cizre – İsminaz Temel

etha-20160324-cizre-yikim-32

225 can kaybı, yüzlerce yaralı ve teşhis edilemeyen 74 cenaze. Cizre, 80 gün boyunca öldürüldü, tecavüze uğradı, katledildi, yakıldı, yıkıldı ama düşmedi. Direnişle yazılan bu onurlu tarih, yeni geleceği yükseltecek yıkıntıların arasından…

225 can kaybı, yüzlerce yaralı. Katledildikten sonra yakılarak işkence yapıldığı için hala teşhis edilemeyen 74 cenaze…

Büyük bölümü yerle bir olmuş Cizre’nin. Özyönetim ilanının ardından Cudi, Nuh ve Yafes mahallelerinde, ağır silah ve tank atışlarıyla taş üstünde taş, yıkılmadık ev, kırılmadık ağaç kalmamış. En büyük yıkım Cudi’de…

Haber Nöbeti ekibi ve DİHA’dan meslektaşlarla belli belirsiz olan sokaklarda, yıkıntılar üzerinde ilerlerken Kobanê’deymişim gibi hissettim. DAİŞ çetelerine karşı destansı direnişin verildiği o kent büyük bedellerle özgürleştirilmişti. Geriye harabeye dönen bir kent kalmıştı ama artık özgürdü. Bugün o kent direnişin gücüyle yeniden ayağa kalkıyor.

Cizre Halk Meclisi Eş Başkanı Mehmet Tunç’un da hayatını kaybettiği “ilk vahşet bodrumu”nun önündeyiz. Akşam saati, içeri giremiyoruz. Belki de nasıl bir tablo ile karşılaşacağımızı bilemediğimiz için buna cesaret de edemiyoruz. Onlarca kişi günler süren saldırıların yoğunlaşması üzerine bulundukları binanın içerisinde en son nokta olan bu bodruma kadar çekilmişti. Öldürülmemeleri için harcanan çabanın tanığıyız. Ambulanslar yerine zırhlı araçlar, ağır silahlarla özel harekat timleri gelmişti bu binanın önüne. Öldürüldükleri yetmedi, bazılarının vahşice boğazları kesildi, yaralı bedenler ateşe verildi.

Fırat Duymak anlatıyor bunları… Babası Mahmut Duymak da bu bodrumda katledildi. Oldukça iri olan babasının cansız bedeni, sadece 5 kilo kemik halinde teslim edilmiş ailesine. Dinliyoruz sadece… Duyduklarımız karşısında büyük bir acı ve dehşete kapılarak…

Fırat’ı bunları anlatmak zorunda bıraktığımız için de kendimize de kızıyorum. Susuyoruz, rehberlik eden meslektaşlarımızın küçük bir işaretiyle ilerliyoruz.

İkinci vahşet bodrumu önündeyiz… Burada daha önce 5 katlı bir bina olduğuna tanık olanlar olmasa yanımızda, tahmin etmek zor. İçindekilerle birlikte yakılan bina, deliller yok olsun diye yerle bir edilmiş durumda şimdi.

Sadece kolonları kalmış yandaki binanın sahibi, oğlu ve torunuyla evden tek parça halinde çıkarabildikleri bir masanın tozunu alıyor. “Kolay gelsin” diyerek yaklaşıyorum, duyulur duyulmaz bir sesle “sağol” diyebiliyor.

Tanık olduklarım zaten neler yaşadıklarını gözler önüne seriyor. “Geçmiş olsun” diyebiliyorum. Gözleri dolu, elleri titreyerek gömleğinin yakasını tutuyor, “Sadece üzerimizdeki bu elbiseleri alıp çıktık. Bu iki binada benim, artık kullanılamaz halde, görüyorsun” diyor… Hüzünle şu sözcükler çıkıyor dudaklarının arasından: “Keşke bütün binalarımız gitseydi de canlarımız gitmeseydi.”

Öfkesi bir anda ses tonunu değiştiriyor. Tok bir sesle devam ediyor: “Ama direndik, onların zulmüne eğilmedik. Şehitlerimizle de gurur duyuyoruz.”

Sokağın başında zırhlı araçlar beliriyor. İlerliyoruz. Yıkıntıların üzerinden, aralardan… Halk, yıkıkta olsa evlerine sahip çıkmak için önlerinde nöbet bekliyor. Çünkü, tam olarak yıkılmayan evler iş makineleriyle yıkılıyor devlet tarafından. Amacın, yerlerine TOKİ binalarını dikmek olduğu söyleniyor. Sadece bir odası sağlam kalmış evin önünde yaşlı bir amca, gece ayazında yaktığı ateşle ısınıyor. El kaldırıyor bizi görünce, selam veriyor. Zırhlı araçlar çevrede dönüp durduğu için gidemiyoruz yanına.

Sokağa çıkma yasağı olduğu için ertesi gün devam etmek üzere ara veriyoruz. Ay inadına aydınlatıyor Cizre sokaklarını. Harabelerin arasında ilerliyoruz. Ana cadde üzerindeyiz, sağlı sollu onlarca zırhlı araç, yüzlerce özel harekat polisi. Fotoğraf makinelerini çantalarımıza koyuyoruz, her an durdurulabiliriz fikriyle ilerliyoruz.

Bir binaya giriyoruz DİHA muhabiri Cihan ile birlikte. Bu onların evlerinin bulunduğu bina. Katliam günlerinde Cihanlar terk etmek zorunda kalmış burayı. Boşalan binayı devlet güçleri karargaha çevirmiş. Girdiğimiz daireyi yatakhane olarak kullanmışlar. Her taraf tahrip edilmiş, kırılmış. Kapılar yakılmış… LCD televizyonun ortasında koca bir dipçik izi. Oturduktan sonra anlatıyor Cihan bunları. Dinlemiyorum, adeta yaşıyorum. Katliamdan sonra yatmak için buraya geldiklerini, insanları nasıl katlettiklerini ağız dolusu kahkahalarla anlattıklarını. Tüm vahşeti. Rica ediyorum, çıkıyoruz evden.

Ertesi gün… Günün aydınlığı daha net gösteriyor yaşananları. Bu kez Yafes ve Nur mahallelerine gidiyoruz Fırat’la birlikte. İnsanlar evlerine dönmeye başlamış. Yıkılmış duvarlar, kazılmış bahçeler, yakılmış eşyalar… Yeniden kurmaya çalışıyorlar. İmece usulü çalışıyorlar, öyle de direndiler ya.

Ara sokaklarda ilerliyoruz. Gördüğümüz her okul yeniden inşa ediliyor ama karakol olarak. Zaten çatışmalı günlerde üs olarak kullanıldığı için çok hasarlı değil. Ama güçlendirilmesi için duvarları yıkılıp yeniden yapılıyor. Kurşun geçirmez camlar takılıyor, bahçe duvarı yükseltiliyor. En son Fırat’ın okuduğu okulun önünden geçiyoruz. Burası da karakol yapılacak tabi. Tüm öğrencilere mesaj ve haber gönderilerek “Artık İdil’de bir okula gidecekleri ve servislerin paralı olduğu” bilgisi verilmiş.

Ana caddeye çıkıyoruz yeniden, belediyeye dönmek için. Hatırlayamadığım kadar kez yapılan GBT kontrolüne bir yenisi daha ekleniyor. İki zırhlı araç, biri önümüzde diğeri arkamızda duruyor. Kimliklerimizi istiyorlar. İtiraz etme şansın yok. Biliyorsun sonunun ne olacağını. Aynı gün defalarca kez sordukları için bu kez ayrıntı sormuyorlar. GBT taraması yapıp bırakıyorlar.

Altı yıl boyunca zırhlı araçlarından inemeden sadece ana caddenin küçük bir kısmına girebilen devlet güçleri, yerle bir ettikleri bu kentte şimdi dikta kurmaya çalışıyor. Bir sokağın başında size GBT yapan ekip, sokağın arkasından dolanıp 10 adım sonra yeniden önünüze çıkabiliyor. Yeniden “GBT kontrolü” diyor. Eliniz cebinizde olduğu için öldüresiye darp ediliyorsunuz. İtiraz daha ağır darp edilme nedeni oluyor.

Cizre’de yaşanmış vahşet günlerini, bugünlerde yaşanan zorbalıkları anlatmak oldukça güç. Sözler, tarifler yetersiz. Halkın direnişini ve hala gösterdiği sabrı da öyle.

Tüm vahşete, zulme, kana, kine rağmen halk verdiği direnişin haklılığı ve inancıyla terk etmiyor topraklarını. Dillerinden umut hiç eksik olmuyor.

Cizre, 80 gün boyunca öldürüldü, tecavüze uğradı, katledildi, yakıldı, yıkıldı ama düşmedi.

İsminaz TEMEL (@RuyeAsmin) / CİZRE/ŞIRNAK

Bu yazı, Haber Nöbeti bloğuyla birlikte ETHA’da yayımlandı.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s