Diyarbakır’ın Cevabı – Yıldırım Türker

Haber Nöbeti’ne katılmak için Diyarbakır’daydım. En şanslı grup olduğumuz öyle aşikardı ki arada mahcubiyet dürtüyordu. Bomba sesleri eşliğinde, her gün biraz daha yıkılıp yok edilen Sur’u ağlamaya değil, bayram kutlamaya gidiyordum.

Diyarbakır, 93 yılında ilk adımımı attığım Diyarbakır değildi elbet. Öte yandan o kadar aynıydı ki. Ruhuyla.

Ben yasın bu kadar vakur, bu kadar hayatın içinde tutulduğu bir dünyayı ilk o zaman tanımıştım. Yasın bezginlik değil güç ve kararlılık verdiği insanların şehri, Diyarbakır.

Diyarbakır’ı küstürmüşler elbet. O plaza tutsaklarının yazdığı gibi şehrin öte yanında vur patlasın çal oynasın eğlenceler yok tabii. Geçici olarak, ki buna bütün benliğimle inanıyorum, gülünü soldurmuşlar, rengini sarartmışlar şehrin. O sokaklarındaki neşeli kalabalığı görmek mümkün değil. Anadolu’nun diğer şehirlerine benzemiş biraz. İnce bir kasvet çökmüş böğrüne.

Muktedirin bu yıl Newroz katılımının güçsüz olacağına yönelik umudunu besleyen de buydu besbelli. Evlerini, tarihlerini başlarına yıktım, evlatlarını aldım, burunlarını sürttüm, işte sonunda hayata ve barışa küstürdüm, diye düşünmüştür haliyle. Ne gaflet!

Hükümet ve yazı işleri kadrosu türlü çeşitli şark kurnazlığı ile Diyarbakır Newroz’una katılımın zayıf olması için çalıştı. HDP mitinginin orta yerinde beslemelerinin patlatmış olduğu bomba önemli bir avantajlarıydı. Bomba söylentileri ayyuka çıktı, aranan İŞİD bombaları duyuruldu. Tabii, beklenen icraatları, Newroz meydanı olacaktı.

Her Newroz arifesinde coşkuyla çalkalanan şehrin yerini yaslı bir şehir almıştı. Gerçekten de Newroz sanki bu yıl kimsenin gündeminde değildi. Biz konuklar da birlikte olduğumuz Diyarbakırlılar da pek umutlu değildi bu yılki meydanın bereketinden. Hem Şırnak’tan, Cizre’den, Nusaybin’den ve bazı çevre il-ilçelerden de kimsenin gelmesi beklenmiyordu bu yıl. Engellenmişti. Nitekim Sabahtan gittiğimiz meydanda bir avuç insan vardı. Yüz binlerle dolu haline alışık olduğumuz meydan dev bir ova gibi uçsuz bucaksız göründü gözlerimize. Zulüm yanlısı saray medyası ve plaza mahkumları öğlen olmadan çektikleri bu resimleri kaptıkları gibi kendi bayram yerlerine koştular. Manşetleri çoktan hazırlanmıştı: ‘HDP’nin Newroz Hüsranı.’

Oysa öğlene doğru, ufukta dağınık bir kalabalık belirdi. Halaylar coştu, meydan birkaç saat içinde silme doldu.

Diyarbakır halkı, bütün dünyaya, ‘Biz hala burada, omuz omuza, baharı, hayatı, geleceği kutlamaya toplanıyoruz. Kimsenin gücü yetmez bu şehrin iradesini çökertmeye’ diye seslendi.

Diyarbakır, bu yıl da sarıldı direnişçi ruhuna. Meydanı ‘Diren Diyarbakır diren/ Direnmektir sana güç veren’ şarkısı inletiyordu.

Belki bu yıl küçük çocuklarını, bebelerini allı sarılı yeşilli giydirip getirmemişlerdi. Ama Diyarbakırlılar, her yıl olduğu gibi o meydandaydı. Apo’nun görüntülerinden, konuşmalarından yapılmış bir kolajı saygı ve hasretle izlediler. Coşkuyla karşıladılar. Gültan Kışanak’ı, Sırrı Süreyya’yı dinlediler. Aralarda gençler halaya durdu. Yaşlılar alkışladı. Selahattin Demirtaş’ı dinledikten sonra da usulca evlerinin yolunu tuttular. Genelde akşam saatlerine dek coşkuyla süren şenlik erkenden dağılmaya başladı. Newroz ateşinin başında yüzbinler toplanmıştı ama, şenliğin zamanı değildi ne de olsa.

Daha birkaç gün öncesine kadar bu halkın evlatlarını soyup resimlerini çektiler. Zafer naralarıyla yaydılar dört bir ile. Onları milli kadın düşmanlıklarıyla küçültmeye, kirletmeye, aşağılamaya çalıştılar. Öldürüp peşleri sıra sürüdüler. Diri diri yaktılar. Bebelerinin kemikleri çıktı yangın yerlerinden. Tankları ve bombalarıyla tarihlerini sildiler, hükmettikleri bütün şehirlerde silmişlikleri gibi. On binlercesini yersiz yurtsuz bıraktılar, göçe zorladılar. Korkuttuklarını, bezdirdiklerini, sindirdiklerini zannederek. Dünyayla girdikleri kirli pazarlıkta onların özgürlüğünü, onların hayatını masaya sürdüler.

Ama işte Diyarbakır, her zamanki taze gücüyle bir kez daha dikildi karşılarına. Hem de en güzel giysilerini giyip, inadına hayattan, inadına özgürlükten yana bir insanlık duvarı olarak.  Hem de bambaşka bir dünyanın mümkün olduğunu haykırarak. Hala Barış’ın ufkunu işaret ederek.

Uzun zamandır hasta olan beni iyileştirdi Diyarbakır. Bir kez daha. Bir kez daha bana baharı, gelecek güzel günleri, gençliğimi hatırlattı.

Birkaç yıl önceki Newroz sonrası da şu cümleye sarılmıştım:

Bir şehir, böyle bir ruh üretebiliyorsa, bu dünyada daha çok işimiz var demektir.


Bu yazı Haber Nöbeti bloguyla birlikte Özgür Gündem‘de yayımlandı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s