Barışın kulağı bugün Newroz’daydı – Aysel Sağır

Bu yılın Newroz etkinliği çok başka şeyler söylemekle kalmayıp, katılımın da öncekilerden kat be kat yüksek olduğunu basbas bağırdı

Newroz’dan bir gün önceydi. Sessizdi Diyarbakır. Fırtına öncesi gibiydi. Bu hali ürkütüyordu. Taa ki, ertesi günün sabahına kadar. Kaygılar, tehlikeli varsayımlarla başladı Newroz sabahı. Devlet her yerde Newroz kutlamalarını yasaklamış, bir tek Diyarbakır’a izin vermişti. Bunda bir bityeniği olabilir miydi? Herkes böyle düşünüyordu. Katılım düşüktü ama nedeni sadece bu değildi. Yaslı ve öfkeliydi Diyarbakır halkı. Katılım düşüktü ama geçen yıllara göreydi bu.

Geçen yıllar derken, daha bir yıl önce Newroz alanına ulaşmak isteyen kalabalık kilometreleri bulan mesafelerce uzadıkça uzuyordu. Ama şimdi(?) Tabii öncelikle şimdiyle geçen yıl arasında nelerin yaşandığına, hangi umutların söndüğüne, buna bağlı olarak da nelerin değer yitimine uğradığına bakmadan, sayılara takılmanın bir anlamı olmuyor.

Bugünün Newroz’unu (2016) değerlendirmek için en yakın tarih olan bir yıl öncesinden başlayarak, bütün eski ölçütleri bir kenara bırakmak gerekiyor. Zira bu yılın Newroz etkinliği çok başka şeyler söylemekle kalmıyor, katılımın da öncekilerden kat be kat yüksek olduğunu basbar bağırıyor. Sayılara takılmayın demem bundan. Newroz etkinliğine katılan her bir kişiyi yüzle çarpmak gerekiyor ilkin.

Artık yeter! Edi bese!

Neden mi? Ülkenin kan gölüne döndüğü çocukların, yaşlıların, kadınların, öğrencilerin, gençlerin… kısacası bir ülkenin ülke olmasını sağlayan tüm unsurların canlı bombalarla, kurşunlarla, toplarla, tüfeklerle öldürüldüğü bugünün Türkiye’sinde Newroz’a katılmak demek, bir insanda yüzlerce yüreğin bulunmasını gerektiriyor da ondan. Bu yüzden Diyarbakır Newroz alanı geçen yıllarda olduğu gibi sadece kilometrelerce insandan oluşan kuyruklardan oluşmakla kalmadı, kilometreler uzadıkça uzadı, kentin tüm çevresini sardı.

Barış’ın köküne kadar yok edilerek, her başını kaldırıp gülümsediğinde balyozla ezilmesine rağmen, pes etmeyen devasa bir kalabalık vardı Diyarbakır’da. Bugün Diyarbakır ölümün kara yüzünü tüm benliğiyle reddedip yaşamı kutsadı. Sarı, kırmızı, yeşil renklerle gök kuşağı serdi gökyüzüne. Gök kuşaklarını boyunlarına, sırtlarına bağladı. Karşılarındaki platformda kürsüye çıkan konuşmacıları can kulağıyla dinledi. Başta Selahattin Demirtaş olmak üzere, konuşmacıların çözüm ve barıştaki ısrarlarına hep bir ağızdan eşlik etti.

Yaslı ve hüzünlüydüler. Kürsüyle aralarını keserek, gözlerini, bakışlarını daha belirgin kılan tel örgülere yapışmışlardı. O tel örgülerin ardından baktılar kürsüde konuşanlara, ağıt yakan müzik gruplarına. Çok az halay çektiler, çok az güldüler. Arama noktalarında sarı, yeşil, kırmızı şallarına, bilekliklerine, maskotlarına el koymak istedi polisler, “bunlarla giremezsiniz” dedi. Kimisi hemen onların dediklerini yaptı. Diğerleri de aynı şekilde şallarını, bilekliklerini, mendillerini bırakacaktı belki araya girenler olmasaydı. “Bunları almaya hakkınız yok” dedi araya girenler. Hemen oracıkta oluşan dirençle geri aldılar renklerini. Cesaret çabuk bulaştı.

Newroz’a gelmek, üst üste binen sis perdelerinden oluşmuş korkuyu itelemek olduğundan; çok güçlü, çok anlamlı bir mesaj niteliği de taşıyordu. Her şeye rağmen, ama her şeye rağmen biz hazırız, biz buradayız diyenlerin sesi, duymak istemeyenlere, görmek istemeyenlere ulaştı mı bilinmez. Ama bilinmekten öte, üstünden geçilmeyecek bir gerçek olarak kendini fazlasıyla dayattı. artık yeter! Edi bese! diyen bir gerçek olarak.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s