Amed’in kalbidir Sur… – Mürüvet Küçük

Karşılaştığım tüm Amedliler Sur deyince belirgin bir hüzün yaşıyorlar. Nasıl yaşamasınlar, Sur bu kentin ruhu adeta. Gazetecileri, siyasetçileri, yoksul halkı, zengini… kısacası sınıf ve meslek farkı olmaksızın tüm Amedliler için Sur, Amed demek, kendileri demek…

Kesintisiz kent yaşamının yönetim-ticaret ve kültür merkezi olma vasıflarını koruyarak 5 bin yıl boyunca sürebildiği sayılı yerlerden biri burası. Bu açıdan da aslında tüm insanlık tarihinin önemli bir parçası. Etnik dokusu, bugüne kadar kalmayı başarmış 5 buçuk kilometrelik surları, dar sokakları, bu sokaklara ruhunu veren envai çeşit ses ve ritmiyle Sur, hayat kokan bir yer. Son zamanlarda yaşanmış onca vahşete rağmen bile bu halen böyle.

Hevsel’in yanı başındaki ilçe, varlığıyla hem dinlenme-gezinti yeri olmuş hem kapitalist betonlaşma karşısında direnerek tüm Amed’e nefes borusu … Şimdi Sur’un top atışlarıyla hoyratça yıkılıyor olması sınıf farkı gözetmeksizin tüm Amedlileri yaralıyor, kanatıyor. Hepsi için abluka kalktıktan sonra yıkılmış, yakılmış, top atışlarıyla harabeye dönüştürülmüş Sur’u görmek bir kabus adeta. Bunu her bakışlarından, Sur’a olan bağlılıklarıyla eşdeğer özendeki kelimelerinden anlıyorsunuz.

Orada neler olup bittiği konusunda hemen hiç kimsenin net bir fikri yok. Kaç kişinin katledildiği, yaklaşık 1 aydır kamyon kamyon hafriyat taşınan bu mahallelerde nasıl bir görüntünün oluştuğu konusunda net bir şey söyleyemiyorlar. Her Amedli orada katledilen insanlarla insanlaştırdığı Sur’un katledilmesini özdeşleştirerek konuşuyor. Bazen Sur’un maneviyatlarında, moral dünyalarındaki yeri her şeyin üzerine çıkıyor duygusu yaşıyor insan.

Sur’u gördüğümde aslında Amed’i romanlardan, şiirlerden, şarkı ve dost anlatımlarından tanıyan benim gibi insanların kafasındaki fotoğrafın da esasında Sur fotoğrafı olduğunu anlıyorum.

Haber nöbetinin 6 ekibinin yaptığı işbölümü temelinde Jinha ekibiyle 8 Mart mitingini izlemiştik. Ertesi gün de DİHA’dan arkadaşlarla hem Newroz toplantısını takip ettik hem de Sur’un yasaklı olmayan mahallelerinde dolaştık. O sokakları dolaştığımda kafamdaki Amed’in aslında Sur olduğunu daha net hissettim. Daracık ve birbirinin içine geçen Sur sokakları insanda yakınlığı, samimiyeti, dostluk ve dayanışma hissini uyandırıyor. 

Eski taş duvarlar zamana meydan okuyan bir havayla adeta konuşuyor. Tarih tekerrür etmez ama zulüm ve direniş eder dercesine… Zaten konuştuğumuz insanlardan biri bugün Sur’da yaşananlarla ‘1915te yaşananlar arasındaki paralelliğe vurgu yapıyor. O zaman da Ermeni gençleri hemen hemen aynı bölgede benzer bir milis gücü oluşturarak yaşanan soykırıma karşı tutum almışlar. 

Sur’a girmek için Dağkapı Meydanı’ndaki polis bariyerlerinde “tesadüfen” kimlik kontrolüne tabi tutulmadan içeri girebildik. Envai çeşit zırhlı aracın cirit attığı, üstüne üstlük yeni dönemin beyaz torosları olan rangerların fır döndüğü bu kentte Sur’a adım atar atmaz o ablukaya rağmen bambaşka bir dünyaya girdiğimizi hissediyorum. DİHA’dan bu sokakları avucunun içi gibi bilen arkadaşlar Sur’un Amed için ne kadar önemli olduğunu kendi deneyimleriyle de birleştirerek anlatıyorlar yol boyunca.

Sonra yasağın 100 günü aştığı o gün, bomba ve keskin nişancı atışlarının seslerini yakınımızda duyarak Dicle Fırat Kültür Merkezi’ne geliyoruz. Sur’da kalan çocukları, yakınları için aileler burada toplanıyorlar. Bu bina yasağın devam ettiği ve patlama seslerinin hiç dinmediği mahallelerin hemen dibinde. Aileler orada biz gittiğimiz gün 14 gündür nöbet tutuyorlardı. Bir araya gelmek onları nispeten güçlü kıldığı için bunu yapıyorlar, birlikte ağıt acıyı bölüşüyorlardı. Fakat Kültür Merkezi çalışanları son günlerde gelen aile sayısında belirgin bir düşüş olduğunu söylediler. Çünkü bazı aileler umudunu kesmiş, bazısı inanmak istemediği için gelmekten vazgeçmeye başlamışlar.

Bizi bilgilendiren arkadaşa Sur’dan çıkarılan insanların çıplak fotoğraflarının yayınlanmasının aileler üzerinde nasıl bir etki yarattığını soruyorum. Çok sarsıldıklarını, onurlarının incindiğini söylüyor. Bir aile çevresindekilerin o fotoğraflardan sonra yakınlarının teslim olduğunu, ihanet ettiğini düşündüklerini ve bu yaklaşımların kendilerini incitiğini anlatarak milletvekillerinin gerçeğe ilişkin bir açıklama yapmasını istemeye gelmiş. Çünkü Sur’da da Cizre’de de teslim olmak yok, bu direnişi öncekilerden ayıran en önemli farklardan birinin gencecik insanların teslim olmaktansa ölüme gitmeyi tercih etmeleri olduğunu vurguluyorlar. Çevreleri, aileleri açısından da bu böyle. Hatta konuştuğumuz deneyimli siyasetçiler bu dönemi diğerlerinden ayıran en önemli şeyin direnenin sonuna kadar bunu kararlılıkla götürmesi olduğunun altını çiziyor.

Görüştüğümüz Amed Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları aylardır kesintili ve en son da Aralık’tan itibaren kesintisiz olarak süren abluka koşullarında Sur’un adeta boşaldığını anlatıyorlar. Özellikle yasağın devam ettiği 6 mahalle neredeyse tamamen insansızlaştırılmış. O 6 mahalleden 25 bin, toplamda da 45 bin kişi Sur’u terketmiş. Fakat bu insansızlaştırılmış haline rağmen burada içiçe geçen her sokak sizi sürprizlere açık bir devinimin içine sürüklemeye devam edebiliyor.

Kültür Merkezi’nden ayrıldıktan sonra DİHA muhabirleriyle yasağın olmadığı mahallelerde dolaşırken bunu açıkça hissedebiliyorum. Bir sokakta katliam ve kuşatmaya inat “Biji serok Apo!” sloganlarıyla çocuk öbekleri oyun oynuyor. Bizi farkettiklerinde güvensiz bir bakış fırlatarak susuyorlar. Sonra yeniden sanki inadına, “ne yaparsanız yapın” dercesine aynı sloganı çocuk diline tercüme ederek söylemeye devam ediyorlar. 

Başka bir sokakta Amed’e mahsus kürsülere oturmuş mahalleli, olup bitenlere dair kritik yapıyor. Kafamdaki Amed’e uygun olarak içleri kan ağlarken bile birbirlerine takılmayı, espri yapmayı unutmamış bu insanlar… Top atışları devam ediyor. O sesleri çok iyi tanıyorlar artık ve çok sakin karşılıyorlar.

Ruhunu satmamakta kararlı olduğu her halinden belli olan bir muhtar da var başka bir sohbet öbeğinin içinde. Muhtarın temiz, namuslu duruşu, Amed’e has mizahın konusu oluyor. Top atışları altında kahkahalar patlamaya devam ediyor. Ama o kahkahalar bile aslında yaralı, bunu hissetmeden edemiyorsunuz.

Çok az insanın kaldığı Sur sokaklarında bu kadim tarihin ağırlığını, gücünü, zenginliğini hissederek ayrılıyoruz, istemeden. “Sur’un büyüsü bu olsa gerek” diyorum içimden…Çünkü birkaç saatlik zaman geçirdiğim bu sokaklardan hiç çıkasım gelmiyor.

Haber nöbetinde yaklaşık 5 gün geçti, oldukça çok şey birikti bu 5 günde. Ama en önemlisi kafamı kemiren bir soruya almış olduğum yanıtların hemen hepsinin aynı noktada birleşmesiydi. Buraya geldiğimiz günden beri tanıştığımız herkese “Bu sessizliğin gerçek sesi nedir” sorusunu sormadan duramadım. Amed’i böyle bir soruyla yargılıyormuş gibi yaklaşmak kolay olmasa da sordum…. Kolay değildi, çünkü; Amed sessiz de Türkiye başka bir şey mi?! Ya da biz Türkiye’deki sessizliği, hatta giderek keskinleşen Kürt düşmanlığını kırmak için neyi ne kadar yapabildik/yapabiliyoruz basıncı tepemden eksik olmadan sorduğum bu soruya yanıt veren herkes aynı noktada buluşuyordu, tıpkı Sur’un kendileri için nasıl bir anlam taşıdığı sorusuna verilen yanıtta olduğu gibi… Cümleler bile aynıydı:

İnsanlar masaya, müzakereye naifçe inandılar. Ama sonra hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını gördüler. Yaşanan saldırganlık hemen her Kürt’te bu ülkede demokratik yöntem ve biçimlerle bir şeyler değişemez duygusu yarattı. Bu duygu bir taraftan pasifize edici bir etki yaratmakta bir taraftan da aslında daha büyük patlamalara gebe bir birikim…”

Bu sürecin en çarpıcı sonuçlarından biriyse onca yıkıma, travmaya rağmen insanların onun uzağına kaçmamaları. ‘90lı yıllardaki kirli savaş koşullarında köyleri yakılıp göçe zorlanan Kürt yoksulları büyük şehirlere göçerlerdi. Şimdi ezici bir çoğunluğun Kürdistan dışına çıkmadığı hatta kendi mahallelerinin, ilçelerinin bile uzağına gitmedikleri belirtiliyor. Buradaki insanların bu sonuca dair gözlemeleri çarpıcı. İkili bir yorum yapıyorlar genelde. Birincisi Türkiye’de köpürtülen ırkçılık ve şovenizmin oraya göçü ketleyen ruhsal bir durum yarattığı; diğeriyse insanların topraklarını kolay kolay terk etmek istememeleri yönünde… “Yıksınlar biz yeniden yaparız, kaç kere yıktılar kaç kere yaptık” gibi hem tarihsel acıları ama hem de bağlılık ve moral değerleri ifade eden bir yaklaşım sözkonusu. Mesela tarihi peynir pazarı varmış Sur’un içinde. Tüm çevre köyler de oraya gelirlermiş. Şimdiki vahşetle birlikte bu pazar esnafına yapılan “İsterseniz başka yere taşıyalım” önerisi, “Hayır, biz orayı yeniden kurarız” yanıtıyla reddedilmiş.

Kürdistan’daki sınıfsal yarılma ve farklılaşma pekçok konuda açık bir hale gelmiş olsa da hemen tüm Kürtler son vahşet karşısında yakın duygular yaşayabiliyor. Hendeklere karşı çıkanlar, olup bitenleri hendeklerin varlığına bağlayanlar bile şimdi aslında ne kadar naif düşündüklerini, işin esasının hendek değil Kürt halkını sindirmek ve daha geniş stratejilere dayandığını belirtiyorlar, hissettiriyorlar.

Gençler daha fazla dağa çıkıyor artık” diyorlar. “Eylemlerdeki profil giderek yaşlılardan oluşmaya başladı” sözleriyle bu gerçek özetlenmiş oluyor. Silah kullanmayı bilmeyen çok da politik olmayan ama ‘90larda doğmuş gençler geri dönüşü olmayan bir direngenlik sergiliyorlar, teslim olmuyorlar. Onlar geleceğe dair düşleri bile zulümle çalınmış ateş çemberi yıllarından süzülüp gelen bir kuşak, fırtına kuşağı… Evet Kürdistan’da artık bu kuşak konuşuyor. Amed’te de Cizre’de de yakından duyumsadığım bu oluyor. Kolay kolay da susmaya niyetleri yok. Kürt anneleri farklı mı? Devletin Kürt düşmanlığının keskinleştirilmesi üzerinden yürüttüğü politika bugüne kadar dillerinden düşürmedikleri “barış” kelimesinin yerine başka sözler, anlamlar kurmalarına neden oluyor. Çocuklarının gömdükleri bedenleri başında onlar da artık savaş yemini ediyorlar o beyaz tülbentleriyle.

Kürdistan aslında yeni bir etaba, yeni bir düzleme geçiş yapıyor, er ya da geç burada kazanan mazlumlar, ezilenler olacak…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s