Sur’da 99. gece… – Reyan Tuvi

reyan
Fotoğraf: Reyan Tuvi

Bu gece Diyarbakır’dan ard arda savaş uçakları kalkıyor. Sur ise sessizliğine gömüldü. 99 gündür süren abluka ve çatışmaların bittiği, operasyonların sona erdiği konuşuluyor. Sur “halka açıldığında” onun yüzüne utanmadan kim bakabilecek, kim molozların arasında aradığını bulabilecek bilmiyorum. Sur’un küllerinden doğacağına inanmak safça olur. Sur tankla, topla sarsıldığı günlerde olduğu gibi, bu gece karanlığında da canımı yakıyor. Oysa doğuda dolaştığım 1990’lı yıllardan beri, bu bölgeyi sevmeye Sur’la başlamıştım.Sur’u böyle mi hatırlamalıydım? Çocukların yakılma ihtimaline karşı bakır tellerle oluşturdukları isimlerini boyunlarına astığı, annelerinin bulunduklarında tanınmaları için çocuklarının kollarına isimlerini yazdığı, bombalandıklarında çocuklar duymasın diye büyüklerin yüksek sesle şarkı söylediği, kalem defterle gidip 40 gün haber alınamayan, 17 yaşında bir kız çocuğunun gömülemediği bir yer artık Sur.

Diyarbakır’ın Ofis semtinde gençleri şakalaşırken gördüğümde çevirip sormuştum: “buraları yakılıp yıkılırken, biz uzaktan aklımızı yitirecek gibi oluyoruz, siz nasıl gülebiliyorsunuz?”. Aralarından biri, “abla biz zaten çoktandır ateşin içinde yanıyoruz, siz ateşin yaktığını daha yeni fark ettiniz.” diye cevap vermişti. Henüz Cizre’deki 1., 2. ve 3. “vahşet bodrumları”nda günlerce mahsur kaldıktan sonra, yakılarak hayatını kaybedenlerin, farklı kentlere yayılmış bedenleri toplanıp, zorlukla teşhis edilirken, Sur’un sessizliği huzursuz ediyor.

_MG_9120
Fotoğraf: Reyan Tuvi

Her hafta batıdan bir grup gazetecinin abluka altındaki kentlerdeki meslektaşlarıyla dayanışmak için katıldığı 6. Haber Nöbeti için geldiğim Diyarbakır’da, Suriçi’nde yasağın kalktığı Melik Ahmet Caddesi ve arka sokaklarında dolaşıyorum. Bu sokaklarda belli ki büyük çatışmalar yaşanmamış, dolayısıyla da dönüş daha kolay. Labirentvari sokaklarda çocuklar yeniden oynamaya başlamış, kırık camlar takılmış, bakkal, fırın açılmış, sokakta az da olsa meyve sebze satılıyor. Bu kadim kentin sözlü tarihine defalarca kulak verdiğim Dengbej Evi’nin önünden geçiyorum; kilimler, sedirler parçalanmış, ezilmiş bir erbanenin üzerinde postal izi, heykeller kırılmış, içeride ateş yakılmış. Köşeleri dönünce hep aynı fısıltı; “Geçmiş olsun!” Geçmiyor ki… Dicle Fırat Kültür ve Sanat Merkezi’nde, Sur’dan dönmeyenlerin ailelerinin nöbeti sürüyor.

Dicle Fırat Kültür ve Sanat Merkezi’nin çözüm süreci döneminde nasıl olduğunu çok net hatırlıyorum; gençlik, müzik, tiyatro eksik olmazdı avlusundan. Diyarbakır yüzünü hayata ve umuda çevirecek bir kent olacaktı. Oysa şimdi burası umut vermekten çok uzak. Bir tabloda, bir çocuğun yüzünün yarısı Uğur Kaymaz yarısı Enes Ata olarak resmedilmiş. Cigerxwin’in “Daye tu Megri” (Ana sen ağlama) şiiri duvarda asılı, Barış Anneleri’nden bir kadın sandalyesinde namazını kılarken ellerini açarak adeta bu sürecin bitmesi için yalvarıyor. Bir cenazede zılgıt çekip zafer işareti yaptığı için içeri alınan kızının Gebze cezaevinde yaptığı güllü yemeni başında. Mehtap, ailelere destek vermek için, abisini ikna edip Ağrı’dan, 7 saat yol gelmiş. Hayali hep Diyarbakır’ı görmekmiş ama “kısmet şimdiymiş, bu hali böyle güzelse kimbilir yıkılmamış hali nasıldı?” diye iç geçiriyor. Sur’un dijital, kent rehberi bir kenarda tozlu, kullanılmaz halde. Sur’un sokaklarında çocukluğunu geçirenler, Sur için hep aynı ifadeleri kullanıyorlar; “hafıza, iz, aidiyet” kaybı yaşıyorlar.

Sur’u ilk Diyarbakırlı yazar dostum Şeyhmus Diken’le gezdiğimde, bir yazarın gözünden görmüştüm, başka hiçbir yere benzemeyen o mahalleleri. Köyleri yakıldığında göç ederek buralara yerleşenler fakirdiler belki ama kentin hazinesi de onlarındı. “Sırrını surlarına fısıldayan şehir: Diyarbakır” bende Sur’la birlikte iz bıraktı. Bu günlerde dostum Şeyhmus’a sığınmak istedim; “eskiden yolum her gün Sur’a düşerdi, bu kentte artık nereye gideceğimi bilmiyorum’’ diyor. Kürtçe anadillerinde yazan yazarların kitaplarını basan Lîs Yayınevi’nde, sahibi ve yazar Lal Laleş ile kitapların dünyasına dalmış olarak buluyorum onu. Lal’in yayınladığı Shakespeare, James Joyce ve William Faulkner gibi yazarların özgün dillerinden Kürtçe’ye çevrilen kitapları onu mutlu etmiş. Sur’a gidip gitmediğini sordum, özlem gidermek için yaptıklarını sıraladı; “Ulu Cami’nin arka sokağında çay molası… tespihçide tespihimin ipini değiştirttim… otlu peynir ve zeytin aldım… Melik Ahmet Caddesi’nde Muhtar Muhsin Sanay kardeşimle karşılaştık; ‘işyerim de muhtarlık mekânı da artık yok’ dedi… tahin ve helva aldık… dönüş yolunda Anzele’ye selam verdik; çocuklar erken bahara selama durmuşlar Anzele’nin serin suları ile oynaşıyorlardı. Girdiğimiz kapı Çiftkapı’dan çıktığımızda kesintisiz top gümbürtüsü sürüyordu. Sur hayli insansızlaştırılmış, melul, mahzun çaresizdi. Umudu Newroz’un muştucusu Nergis çiçeğine teğelledik…”

_MG_9151
Fotoğraf: Reyan Tuvi

Dicle Fırat Kültür ve Sanat Merkezi’nde soğukkanlılığını korumaya çalışan ailelerin yüzlerinde Cizre korkusu vardı. “Sur’dakileri de kaybedersek bu halk bunu kaldıramaz. Bize ses verin!” diyorlardı. Barış İsteyenler grubunun “sokağa çıkma yasağına 24 saat süreyle ara verilmesi, tahliye süresinin makul olması kadar mahsur kalanların bir sivil gözetim heyetinin ve donanımlı sağlık ekiplerinin eşliğinde çıkarılması…” talebine ve çabasına rağmen, valilik kısa süreli ‘’yaşam koridorları’’ açmış ancak mahsur kalanlar vurulacakları ve tutuklanacakları korkusuyla çıkmaya yanaşmamışlardı. Geçtiğimiz ay, HDP heyeti 6 kişiyi ambulansla almış, 55 yaşındaki Fatma Ateş göğsüne isabet eden kurşun yarası sonucu kan kaybından kurtarılamamış, diğerleri ise gözaltına alınmıştı. Fatma Ateş’in eşi ve çocukları gözaltına alındığından cenaze törenine katılamamışlardı. Bugüne kadar Sur’dan çıkan ailelerin büyük bir kısmı ya gözaltına alındı ya da tutuklandı. Tutuklu ailelerin çocukları da savcılık kararıyla Çocuk Esirgeme Kurumu’na verilmişti. Tutuklular arasında annesiyle birlikte 2 yaşında bir çocuk da var. Sur’dan tahliye edilenlerin çırılçıplak soyularak fotoğraflarının servis edilmesi ve valinin tahliye edilenlerden ‘’teslim olan’’lar diye bahsetmesi Diyarbakır’da sözlere dökülmüyor bile. Dağa çıkan gençlerde son birkaç aydır büyük artış olduğu konuşuluyor.

İki abisi Sur’da mahsur kalan Seher Karatay’ın epilepsi hastası olan abisi İhsan Karatay, yakın zamanda mahalleden tahliye edilenler arasındaydı. Yasağın geçici olduğunu düşünerek evlerinde kalan kardeşleri için kızkardeşleri isyan ederek soruyordu: “Abilerimin suçu ne? Kendi evinde oturmak, mahallende yaşamak suç mudur? Onlara teslim olun çağrısında bulundular ama içeride yaşayanlar suçlu mudur ki teslim olsunlar? Kimsenin evini yıkmadılar, tanklarıyla toplarıyla gelen bir başkasıdır. Biz çocuklar çatışmalardan uzaklaşsın diye çıktık. Kimse böyle olacağını tahmin etmiyordu. Eğer o bodrumlarda mahsur kalanlar suçluysa, o zaman bütün Sur suçludur.” İki gündür 12 yaşındaki Zehra, kardeşinden haber beklerken, dışarıda ablukaya karşı yapılan eylemleri ima ederek, “bu gece içeriye gireceğim, kilidi kıracam” diye söyleniyordu. Halk Meclisi üyesi annesi Seniha Sürer tahliye edilen ve tutuklanan Vasfiye Turan, “Fatma anneyi kaybettik inşallah çocukların hepsini sağ görebiliriz, yoksa hepimiz, batı, doğu, vekiller, bütün Türkiye bunun altında kalacaktır’’ diyordu.

Çocukluğu Sur’da geçen, Dicle Fırat Kültür ve Sanat Merkezi çalışanlarından, halk dansları eğitmeni Murat, batıyı ve sindirilmiş Kürt orta sınıfını eleştiriyor. Bu sessizliği kabullenemiyor: ‘’Bir hukuk devleti olsaydık, zaten ne mahalleler yakılıp yıkılır ne de insanlar kendi mahallelerinde mahsur kalırdı. Emniyet görevlileri bu bölgeye gönüllü geliyor, bu zulüm ve ölüm demek. Tanklar, toplar, en ağır silahlarla yok etmeye çalış sonra da ‘gelin devletin sıcak kucağına.’ Yaşam koridoru insanlardan olur, el tetikte, tanklardan, toplardan ancak ölüm koridoru olur. Gezi sırasında Cizre ve Diyarbakır da uyumadı. Özgecan için de yürüdük, kırmızı fularlı kız için de. Kürtler’in yaşamadığı hiçbir ölüm çeşidi kalmadı. Eğer toplumları birleştiremezsek, milyonları bu haksızlığın karşısına yığamazsak, Kürtler’e ait gibi görünen bir mesele üzerinden aslında insanlık ölecek.’’

Sur’da 100. sabah, Sur kapalı, bugünün ne getireceği yine belirsiz…

_MG_9163
Fotoğraf: Reyan Tuvi
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s