Kalemini barış için kullanabilmek – Çağrı Sarı

waar tv
Çağrı Sarı (soldan üçüncü) Waar Tv’de meslektaşlarıyla birlikte.

Basın ve ifade özgürlüğünün bu kadar baskı altına alındığı, gazetecilerin hedef haline getirildiği, özellikle de bölgedeki muhabirlere silahların gösterildiği bir dönemde dayanışma amacı ile başlatılan Haber Nöbet’inin bir parçası olduğum için gururluyum… Eğer yaptığımız haberler bir parça da olsa Kürt illerinde yaşanan vahşeti duyurmaya yettiyse ve bu nöbet meslektaşlarımın yalnız olmadığını hissettirdiyse ne mutlu bize… “Kalemini barış için kullanabilmek – Çağrı Sarı” öğesini okumaya devam et

Reklamlar

İdil de ayrı bir cehennem – Fatih Polat, Fırat Topal

Sokağa çıkma yasağının kaldırıldığı İdil’de Cizre’den tanıdığımız manzaranın bir benzeri ile karşılaştık. Yakılıp yıkılmış evleriyle burası da ayrı bir cehennemdi.

İdil’de sokağa çıkma yasağının 04.30’da kaldırılacağının açıklanmasının ardından olabildiğince erken gelmeye çalıştık. Saat 07.00’de İdil girişindeydik. Polisler önce girişimize izin vermediler ve bizi başka bir yola yönlendirdiler. Gazeteci olduğumuzu söylememize rağmen polisin tavrı değişmedi. Bizimle birlikte birçok araç da yönlendirildikleri o yoldan geri döndüler, çünkü aslında öyle bir giriş yoktu. Yeniden İdil’in girişine geldik. Dakikalar geçtikçe uzun araç kuyrukları oluştu. Polisler sadece TIR’ların girişine izin veriyorlardı. Tepki yoğunlaşınca TOMA sayısı ikiye çıktı ve TOMA’lardan biri kitleye doğru hareketlendi. Gerilimli dakikaların ardından saat 08.00’e geldiğinde girişe izin verileceği belirtildi. Ardından da araç aramaları ve kimlik kontrolleri başladı. Yarım saat sonra da biz İdil’e girebildik. Çok sayıda zırhlı araç ve uzun namlulu silahlı polisler ilçenin caddelerinde turluyordu.  “İdil de ayrı bir cehennem – Fatih Polat, Fırat Topal” öğesini okumaya devam et

Sur anlatıyor: Kim tamir edebilir ki kırılan kalplerimizi? – Ragıp Duran

Sur’un ana caddesi Gazi’de yarım gün boyunca dolaşıp esnafla konuşurken, İç Savaş dönemindeki Lübnan, Saddam sonrası Irak ve  İŞİD sonrası Suriye manzaraları ve konuları geldi dile ve gözlerimizin önüne. Hüzün tavan yapmış, çaresizliğe yaklaşmışlar. Ama her şeye rağmen Sur esnafı metanetli, içten içe direniyor:” Bu hep böyle gidecek değil ya….”

27 Mart 2016 Pazar günü sabahtan öğleye kadar Şeyhmus’la (Diken) Diyarbakır’da Gazi caddesini dolaştık.

Cumhuriyet’ten önce bu caddenin adı Bağdat Caddesi imiş, ama Cumhuriyet gelince her yerde ille bir Mustafa Kemal, Atatürk, Zübeyde Hanım caddesi olacak ya, burayı da Gazi caddesi yapmışlar… “Sur anlatıyor: Kim tamir edebilir ki kırılan kalplerimizi? – Ragıp Duran” öğesini okumaya devam et

Şeyhmus Diken: Bazalt taşlardan “kan” sızıyor – İshak Karakaş

Şeyhmus Diken iyi bir edebiyatçı. Bir yazar olarak sahip olduğu yeteneğinin yanı sıra yaşadığı kenti tarihi ve kültürüyle kitaplarının kahramanlarından biri haline getirmesiyle tanınıyor. Kitapları hem Türkiye’de hem ülke dışında başka dillere çevrilerek okunuyor.

Haber Nöbeti için gittiğim Diyarbakır’da gazetemizde de yazılarını okuduğunuz Şeyhmus Diken’le buluştum ve ona Sur’a yapılanları ve barışı sordum:

Sur’a yapılanlardan sonra Diyarbakır ne hissediyor? “Şeyhmus Diken: Bazalt taşlardan “kan” sızıyor – İshak Karakaş” öğesini okumaya devam et

Haber Nöbeti – İshak Karakaş

HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’a bir telefon geliyor. Sur’da bir evde mahsur kaldıklarını söylüyor telefondaki ses. Yardım istiyor. Telefon kapanıyor. Aydoğan,defalarca arıyor numarayı ama telefon bir daha açılmıyor. Sonra o evin dozerle yıkıldığını öğreniyor. Evden çıkarılan 14 cenaze Malatya morgunda bekletiliyor.

Kürt il ve ilçelerinde aylardır süren abluka, sokağa çıkma yasakları ve operasyonların korkunç sonuçlarından bir tanesi bu sadece. Cizre’den medyaya yansıyan dehşet verici görüntülerin, yıkılmış binalar ve yakılmış insanların fotoğraflarının kamuoyunda yol açtığı dehşet daha hafiflemeden, Sur’da yaşanan insani trajedinin boyutları ortaya çıktı. Şimdi benzerlerinin Yüksekova’da gerçekleşeceğinin telaşı içinde bu ülkenin barış yanlısı insanları. “Haber Nöbeti – İshak Karakaş” öğesini okumaya devam et

Haber Nöbeti ve tarihe düşen notlar – Kumru Başer

“Gever’de geçen sene ihtişamla açan kardelenler, bu sene boynu bükük kaldı.”

Twitter’da önüme bir kaya ağırlığıyla düşen bu mesaj şu an ateş altında tahrip olan, giriş çıkışa yasaklı Yüksekova’da olan biteni dış dünyaya bildiren bir kaç gazeteciden biri, Bilal Tinar’a ait.

Bu tweet beni geçen yılın Mart ayında çıktığım Yüksekova, Diyarbakır ve Cizre gezisine geri götürdü. “Buralara geleceğimizin işaretleri neydi” diye düşündüm. Öyle ya gazetecilik biraz da hafıza tazeleme ve olan biteni siyasi ve tarihi yerine oturtma çabasıdır. “Haber Nöbeti ve tarihe düşen notlar – Kumru Başer” öğesini okumaya devam et

Nobederiya Nûçeyan – Fehîm Işık

Nobedariya Nûçeyan, çalakiyeke cihêreng bû. Piştî koma 8’emîn a rojnamegerên nobedar, êdî şandina koman bi dawî bû. Aktîvîstên vê çalakiyê ew ê beşdarî doza Bêrîtan Canozer a nûçegihana JINHA’yê bibin û dû re, li pey rêyên din bigerin.

Di rêvebirina vê çalakiyê ku teqrîben du meh berê destpêkirî bû de, hin hevalên dilxwaz cih girtin. A rastî, di destpêkê de ji bo çalakiyeke bi vî rengî bang li saziyên rojnamegerî yên li metropolan bûn hatibû kirin. Mixabin, saziyên rojnamegerî di rêvebirina vê çalakiyê de berpirsyarî hilnegirtin. Ango kar bi rengekê wijdanî li ser milên rojnamegerên dilxwaz ma. Cemiyeta Rojnamegerên Azad (CRA) ne tê de bû, saziyên din tenê piştgiriya vê çalakiyê kirin. CRA’yê, bi taybet jî hevserokê cemiyetê Heqî Boltan û çend rojnamegerên herêmê di rêvebirina vê çalakiyê de berpirsyariyên ber biçav girtin ser milên xwe. “Nobederiya Nûçeyan – Fehîm Işık” öğesini okumaya devam et