Diyarbakır İzlenimleri-2: Kabus hikayelerini bizzat yaşamak – Pelin Cengiz

Diyarbakır İzlenimleri-2: Kabus hikayelerini bizzat yaşamak

Bölgede gazetecilerin her an ölümle burun buruna geldiği günlerde temel amacımız, buralardaki gazetecilerin çalışma şartlarına tanıklık etmek, aynı zamanda Kürt coğrafyasında yaşananların daha yaygın şekilde duyulmasını sağlamalarına destek olmak. Gün boyu bomba sesleri duyduğunuz bir bölgede gazeteci olmak, gerçekten cesaret istiyor.

 

 

Sabah, Azadi TV’de hem gündemle ilgili bilgi alıyoruz, hem de Türkiye’nin bu bölgesinde gazeteci olmak üzerine yaptığımız sohbette meslektaşları dinliyoruz. Azadi TV, Diyarbakır’dan yayın yapan, haber bültenlerini Kürtçe ve Türkçe olarak izleyicilerine sunan bölgedeki yeni haber kanallarından biri. Teknik açıdan her şey profesyonel şekilde düşünülmüş.

 

 

Eylemler, kepenk kapatmalar, sokağa çıkma yasakları, genç, yaşlı, kadın, çocuk gözetmeyen ölümlerden bahsederken, ekipteki arkadaşlardan biri, “Artık burada ne habercilik, ne esnaflık, hiçbir şey normal değil, hiçbir şey normal işlemiyor. 90’ları görmüş, yaşamış olanlar için bile bugün şok edici şeyler yaşıyoruz. Bunlar çok fazla etkileniyoruz. 90’larda pek çokları için olup bitenler sanki uzakta bir köyde yaşanıyordu, bugün şehrin ortasında yaşanıyor. Herkesin hedef haline gelmiş olması, çok büyük bir travma. Genç nesil şiddeti görüp metropollere göç ediyor. Bu nesil dinledikleri kabus hikayelerine tanık olmuş olmanın travmasıyla yaşayacak” diyor.

 

Yaygın TV kanallarının neden burada olup bitenleri yayınlamadığı artık bölgedeki gazeteciler tarafından çok da umursanmıyor. 90’larda bunun çok konuşulduğu söyleniyor. Ancak, artık Kürtlerin kendi kurumları var, “medet ummak” süreci artık çoktan aşılmış durumda. Hem halk, hem de gazeteciler açısından…

Her gün insanların yaşamını yitirdiği bölgede, hayatta kalanlara da çok büyük bir acı yaşatılıyor, yaşananlar travma ve psikolojik baskının çok ötesinde. Sur’da hala yasaklı olan mahallelerdeki yakınlarından haber alamayanlar, sokaklarda hissedilen tedirginlik, Cizre’de yaşanan vahşet günleri, caddelerden günlerce alınamayan, ailelerine verilmeyen, sokak ortasında sergilenen, öldürüldüğü yetmeyip yakılan cenazeler…

Tam bu noktada, bir gün önce Eğitim-Sen’de bir araya geldiğimiz öğretmenlerin anlattıklarını aktarmak istiyorum. Kentte her gün izinle, kontrollerden geçerek okula giden öğrenciler olduğunu söyleyen öğretmenlerden biri, “Öğrencilerimden biri top atışlarını duymaktan ders çalışamadığını, kendisinden artık çok beklenti duymamamı söyledi” diyor.

Çatışmaların başladığı tarihten bu yana 7600 öğrenci fiili olarak eğitimden uzaklaşmış. Yasaklı mahallelerde sekiz okul kapalı ama aslında fiili olarak 15 okulun kapalı olduğu söyleniyor. Okulların kimi yıkılmış, kimi karargah haline getirilmiş. Öğrencilerin kalması gereken yurtlara özel harekat polisleri yerleştirilmiş. Psikolojisi bozulmuş, zihinsel kopuş içindeki gençlerin geleceğine dair çok büyük umutsuzluk hakim. Telafisi olmayan bir süreç yaşanıyor.

 

Azadi TV’de gündemi ve gazeteciliği konuştuktan sonra DTK (Demokratik Toplum Kongresi) için yola çıkıyoruz. Basın toplantısında bir konuşma yapan DTK Eş Başkanı Hatip Dicle, Sur’da devlet güçleriyle çatışan gençlerle çatışma ortasında kalan sivillerin akrabalık ilişkileri olduğunu dile getirerek, “İnsanlar çocuklarını orada ölüme bırakıp dışarı çıkmayı kabul etmiyor. Dolayısıyla devletin orada bulunan herkesi güvenli şekilde dışarı çıkaracak bir formül bulması gerekiyor. Yoksa çok büyük bir kıyım yaşanacak” diyor.

Dicle’ye göre Dolmabahçe mutabakatından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın emriyle diyaloğun kesilmesi, bugün yaşanan şiddetin en büyük nedeni. “Biz Ağustos 2014 ve Ekim 2014’te Lice ile Silopi’de operasyonlar ve kalekol inşaatlarına tepki nedeni ile kazılan hendekleri, diyalog yoluyla kapatmayı başarmıştık. Gençlerle ve devletle diyalog içinde olayların sona ermesini sağlamıştık. Ancak Dolmabahçe’nin yok sayılması, Öcalan’ın tecrit edilmesi ve daha sonra gelen operasyonlar nedeniyle hendek krizi yayıldı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Devlet ve hükümet yetkililerine seslenen Hatip Dicle, “Cizre’deki katliamdan sonra bunun bir benzeri Sur’da gerçekleştirilirse biz vicdanlarımızı, insanlığımızı kaybedeceğiz. Birbirimizin yüzüne bakamayacağız. Devlet savaş hukukuna aykırı davranıyor. Siviller, sağlık görevlileri, gazeteciler hedef alınıyor. Devlet içindeki, hükümet içindeki, hala kalmışsa, o aklıselim insanlara sesleniyorum. Bu şiddeti durdurmak için harekete geçin, ağırlığınızı koyun” diye konuşuyor.

Devlet tankla topla girdiği yerleri enkaz halinde bırakıyor, yaşam hakkını ihlal ediyor, çok kültürlülüğe, tarihe dair ne varsa ezip geçiyor. Siyasi sorumluluklardan çok insani sorumlulukların çok daha ağır bastığı zamanlardayız. Dicle’nin çağrısına herkes kulak vermeli…

Bu haber, Haber Nöbeti bloğuyla birlikte Haberdar‘da yayımlandı.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s