Rozerin’in annesi Erdoğan’a seslendi: Kızımın suçu neydi? – Mehveş Evin

IMG_1069

Annelerin gözyaşı üzerinden siyaset yapmak kolay… Ancak evladını kaybetmiş bir annenin gözlerinin ta içine bakıp acısını paylaşmak çok, ama çok zor.

Hele bu anne, çocuğunun cenazesini bile defnedemediyse… Öldürülmüş çocuğunun hala bir yerlerde, sokakta bekletildiğini düşünerek kahroluyorsa… Onu son bir kez öpmek, dualarla defnetmek için yalvarmak zorunda kalıyorsa.

İşte o zaman bırakın üzülmeyi, insanlığa dair en temel inancınızı da yitiriyorsunuz. “Neden” bile diyemeyecek hale geliyorsunuz. Teselli edemiyorsunuz.

Tek yapabildiğiniz, onları dinlemek, ellerini tutmak, sessizce sarılmak…

Rozerin (16), Ramazan (15), Cihat’ın (13) annelerini ziyaret ettiğimde benim de yapabildiğim bu oldu.

Diyarbakır Sümerpark’ta dokuz aile, 19 Şubat itibariyle ‘bir ay dört gündür’ nöbette. Yaşları 13 ile 28 arasında değişen gençlerin, çocukların fotoğraflarının altında şu yazı göze çarpıyor:

“Yaşamlarına saygı duymadınız, naaşlarına saygı duyun! Çocuklarımızın cenazelerini bize verin!”

Ne kadar acı…

IMG_1057

‘Türkiye bizi duysun, TV’ler neden bizi vermiyor?’

Kiminiz bu satırları okurken, yaygın medyanın ve iktidarın söyleminin etkisiyle “Ama onlar terörist…” diyebilir.

Benim anlayışıma göre bir kişi ister ‘terörist’ olsun, ister ‘en büyük düşman’ım, öldürmek, öldürdükten sonra da cenazesini ailesine teslim etmemek, sokakta çürümeye bırakmak, insanlığın geldiği son noktadır.

Konuştuğum aileler, çocuklarını abluka altındaki Sur’da kaybeden, ölümlerini televizyondan öğrenen, yoksul insanlar…  “Türkiye bizi duysun. Neden televizyonlar bizi vermiyor?” diye kıvranırken görevim, onların ne yaşadıklarını aktarmak.

Buyursun başkaları savaş ve nefret dilini kullanarak herkesi birbirine düşman etmeye devam etsin… Kolaysa nefret dolu sözlerini, o annelerin yüzüne bakarak söylesinler.

Terörist midir, sivil midir, çocuk mudur, gerilla mıdır… Ne derseniz deyin, önce bir annenin kendi çocuğunu nasıl anlattığını bir dinleyin.

16 yaşında üzerinde okul formasıyla vuruldu

IMG_1074

Rozerin Çukur, 16 yaşında bir lise öğrencisiydi. Annesi Fahriye Çukur’un deyimiyle, ‘silahı rüyasında görse korkacak’ bir çocuktu.

Annesiyle konuştuğumda, öleli 41 gün olmuştu. Bugün, 43 gün oldu: “Sur’un içindedir, bize vermiyorlar cenazesini… Her makama başvurduk, imkansızdır. Her tür kapıyı kapıyı çaldık bizi geri çevirdiler.”

Çukur ailesi, Sur’un abluka altındaki mahallesine 100 metre uzaklıkta oturuyormuş. Bilmeyenler için hatırlatalım: Yasaklardan önce 80 bin nüfusu olan Sur’da, 53 mahalle var. Her bir mahalle 35 sokak, her sokakta ortalama 50 hane yaşıyor(du)… Halen altı mahallede sokağa çıkma yasağı uygulansa da geçen üç ayda pek çok mahalleye yasak bir geldi, bir kaldırıldı. Bazı aileler, kalmak için direndi. Bazıları kaçamadan yasağa yakalandı.

Rozerin, Suriçi’nde yasağın kalktığı gün arkadaşlarını ziyaret etmek için o mahalleye girdi. O sırada tekrar yasak ilan edildi.

Annesinin ifadesiyle, “Lise formasıyla, telefonuyla, kalem defteriyle gitti.” Gidiş, o gidiş. Günlerce ulaşamadılar kızlarına. Karda, yağmurda yasaklı bölgeyi ayıran tellerin önünde beklediler, güvenlik kuvvetlerine yalvarıp yakardılar..

Kötü haber çok sonra geldi: Rozerin, güvenlik kuvvetlerinin kurşunuyla yaşamını yitirmişti.

‘Rozerin’in işi gücü okumaktı’

Rozerin iyi bir öğrenciydi. Hayali, psikolog olmaktı. Eğlenmeyi, şakalaşmayı, oyun oynamayı çok seviyordu.

Annesi şöyle anlatıyor kızını: “Ben dizi seyrettiğim için ‘Ana seni dizilerden kurtaramadık’ diyordu. Son zamanlarda bir tek ‘Güneşin Kızları’nı seyrediyordu. Okumaya deli oluyordu. 15 günde bir kitabı okuyor sonra kütüphaneye geri verip yenisini alıyordu. İşi gücü okumaktı. Şiir yazmayı, resim çizmeyi çok severdi. Resim çekmeyi çok severdi. Cıvıl çıkıldı Rozerin. Bizim için güneşti. Ona baktığımda hem geçmişimi, hem geleceğimi görüyordum. Yolu parlaktı, öğretmenleri öyle diyordu. ‘Oku kendi hayatını kurtar’ dedim. Onu mutfağa sokmadım, yemek öğretmedim, yeter ki okusun istedim.”

‘Ben olsam Erdoğan’a bu acıyı yaşatmazdım’

‘Başbakan ya da Cumhurbaşkan’la konuşsa, ne derdi’ diye sorulunca Fahriye Hanım duraklamadan şu yanıtı veriyor: “Benim kızımın ne suçu vardı? Benim ne suçum vardı bana bu acıyı bana yaşattın? Ben sana ne yaptım? Ben olsaydım, bu acıyı sana yaşatmazdım! Çünkü benim içimde vicdan var, merhamet var. Demiyorum ki bu acıyı sen de gör. Ben diyorum Yarabbi, merhametsiz kişiye merhamet bağışla!”

Kızının ölümünden, bugün gelinen noktadan hendekleri kazanan gençleri sorumlu tutuyor mu peki?

Fahriye Hanım, hendek kazanları değil devleti sorumlu tutuyor: “De ki hendek kazmışlar. Erdoğan gelip ‘Çocuğum sen niye kazdın’ diye sorsaydı. Hendeği kendini korumak için kazdı. Daha yasaklar başlamadan, hendekler kazılmadan neler yaşadık. Kimse sormuyor. Keskin nişancılar dükkanları yasaktan önce taradı. Çocuğumu okuldan almaya giderken silahla çevirdi beni, eve koydu polis. ‘Aptal karılar ne bakıyorsunuz girin içeri’ diyorlardı. E sen tüfeğinle gelmişsin mahalleme? Ne istiyorsun? Bu çocuklar rüyalarında bile silah görmedi. Rozerin top, silah atışından korkup gece kucağıma atlıyordu. Bir sebze doğrayacak bıçak almıştır eline.”

‘Bugün bize olan yarın başkasına olacak’

Fahriye Çukur, yasaklar başlamadan önce yolda bir gün polisin 10-11 yaşlarında bir çocuğu ayağının altına aldığını, ağzını gözünü dağıttığını ve çaresizliğini anlatırken de gözyaşlarına boğuldu: “Hiçbir şey yapamadım. O çocuk gözümün önünde.”

Bunca acıya rağmen mantığını, yüreğini, empati yeteneğini yitirmemek nasıl bir şey?

“Bizim evimiz yanmış başkasınınki yanmasın istiyoruz. Bugün bize olan, yarın başkasına olacak. Anneler destek versin. Bizi hep terörist olarak anlatmışlar televizyonlarda. Geçen gün biri ‘asker, polis öldürmez’ diyordu televizyonda. Yahu binlerce insanI kim öldürdü? Biz insanız. Yüreğimiz, her ölene yanar. Asker, polis, sivil, gerilla…”

Terörist değil, anneyiz biz!

IMG_1079

Çocuğunun cenazesinden başka bir şey istemeyen annelerin artık devletten, yönetimden, medyadan umudu kalmamış: “Anneler bize destek versin. Terörist değiliz, anneyiz biz!”

Bu haber, Haber Nöbeti bloğuyla birlikte Diken’de yayımlandı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s