Diyarbekir’den Ankara’ya yol yok… – Ceyda Karan

 

Haber Nöbeti için geldiğimiz Diyarbakır’da halkın nabzını tutmaya çalışıyoruz. Diyarbakırlı Sur’la birlikte dehşete kapılmış. Yüreği de Sur’da, aklı da… Ankara saldırısı ise çoktan alışılmış ölümlerin soluk yüzü.

IMG_8469

 

Diyarbekir’in merkezi Ofis’te akşam saatlerinde öbek öbek toplaşan yaklaşık 1500 kişi ‘Katil Erdoğan’, ‘Sur içinde direnen gerillaya bin selam’… ‘Direne direne kazanacağız’ sloganları atıyor. Demirlere vurarak seslerini yükseltmeye çalışıyor… Gaz yemek istemedikleri anlaşılan esnaf ile sokaklara dağılmış ve kişisel güvenliğini de alarak toplaşan kalabalık alkışlarla eşlik ediyor.. Yürürken alkışlayanı da vurar, durup izlerken alkışlayanı da… Emniyet güçleri TOMA’larıyla yerini almış.

Diyarbakır’daki daha ilk günümüz. Hayko Bağdat, Gökhan Biçici, Mehveş Evin, Arzu Demir, Semra Çelebi, Demet Yılan, Cihangir Balkır, Soydaner Gündoğdu ve Metin Cihan’dan oluşan ‘Haber Nöbeti’ ekibimizle birlikte buradayız. Çatışma koşullarında habercilik yapan meslektaşlarımıza destek ve yaşananları yerinde görmeye geldik. Her birimiz basın kuruluşları arasında dağıldık. Ilk gün İMC tv’de görevliyim. Meslektaşlarım Faruk Balıkçı ve kameraman arkadaşımız Gökhan Çetin ile Sur’dan Diyarbakır semalarına yükselen silah ve patlama sesleri altında bütün gün çalıştıktan sonra akşam kent merkezindeki Ofis’te protestoyu izliyoruz.

KEDİ FARE OYUNU

Üç TOMA bir süre sonra harekete geçerek sokaklarda bir kedi-fare oyunu başlatıyor. Berbat kokulu gazlı sular ve mis gibi gazın kendisi Ofis’in ana caddesi Ekinciler dahil bütün sokaklara yayılıyor. Göz etrafı görmez oluyor. Havada üç beş taş dışında gösterici şiddeti diyebileceğiniz bir şey yok. Salt kedi-fare oyunu.

 

Aynı saatlerde Ankara’dan dehşet patlama haberi gelmiş. 36 yaşındaki Funda da onlardan birisi. Kırmızı paltosu ve makyajıyla bakımlı bir hanım. Diyarbakır’ın merkezinden, Ofisli. Beraber eylemi izlemeye çalışırken, hem Sur’u hem de Ankara’daki patlamayı soruyorum: “Ankara, Urfa yahut burası..her yer hiçe sayıldı zaten. Biz halk olarak ses çıkartmaya devam edeceğiz. Bu memlekette hiçbir yerde barış, adalet, birlik bırakmadılar” diyor. “Gerçekten halk acı çekiyor. Bunlar gözgöre göre oluyor. Sur yerle bir ediliyor. Insanlar çaresiz.” Kandil ve PKK’nin tutumunu soruyorum. Funda, “Eleştirilerde haklılık payı var illa ki. Ama bizim bilmediğimiz farkıl güçler de bunun içinde. Ortalığı karıştırmak istiyorlar. Bugün bir astsubay da öldürüldü. Ben düşünüyorum bir asker de, bir polis de ağlıyor bugün. Biz ayrım yapmıyoruz” diye ekliyor. “Ölen Türk mü Kürt mü diye soruluyor. Bu soru sorulmadığı zaman biz iyileşebileceğiz” diye ekliyor.

 

ANKARA SALDIRISI MI DİYORSUN…

Biraz ötede ismini ‘Cemil’ diye veren esnaf arada TOMA’ların ileri geri hareketlerine göre kepengini açıp açıp kapatıyor. Tazyikli su gelirse, cam çerçeve kalmayacak zira. TOMA’yla uyumlu olarak eliyle yaptığı işaretten cesaret alarak ben de içeriye ‘sızıyorum’.

“Bu ne hal. Sur’da bombalar, burada böyle, Ankara’nın göbeğinde bombalar…” derken, yüzündeki ifade sorumu tamamlamama gerek bırakmıyor. “Abla, biz insanların ölümüne hiçbir zaman sevinmiyoruz. Son bir yıl içinde sayısı belli olmayan insan öldü. Ankara’da da daha nice insanlar öldü. Kaç gün sayılarını bile bilemedik. Ama bu memlekette 50 milyon oyun bir saatte sayıldığını gördük. Ankara saldırısı mı diyorsun bana, Suriye’ye iki adam gönderir iki füze attırırım gene diyenlere dönüp bakacaksın”.

 

‘DİĞERLERİ SEVİNDİLER’

Gazlı saldırıdan güç bela kurtulup otelime dönüyorum. Ertesi günü Haber Nöbet’im Dicle Haber Ajansı. Diyarbakır ve Haber Merkezi’nin haber toplantılarının ardından birlikte çalışacağım muhabir arkadaşlarım Vedat Dağ ve Aziz Oruç ile birlikte önce yola koyuluyoruz. Amacımız Sur ve Ankara olaylarına dair ahalinin nabzını tutmak. Diyarbakırlılara hem Sur’u hem Ankara’yı sormak…

Bağlar semtinin ara sokaklarında bir kahvede selam edip sundukları tabureye oturduğumuz 10 kişilik bir heyete konuk oluyorum. Önce biraz irkiliyorlar ama konuşmaya başlayınca ‘dökülüyorlar’.

İsmini vermek istemeyen sadece şoför olduğunu söyleyen 40’lı yaşlarındaki birisi, iki Ankara saldırısı arasında bağ kuruyor. “Yanlış anlamayın biz Ankara’daki saldırıya sevinmedik. Ama onlar diğer Ankara saldırısına sevindiler” diyor.

 

‘İKİ ELİMİ HAVAYA KALDIRDIM’

Havada teoriler uçuşuyor. Ağırlıklı görüş işin içinde MİT ve devletin bulunduğu. Birisi “Devletin merkezinde devlet bağlantılı olmasa böyle bir saldırı gerçekleşme olasılığı sıfır” görüşünde. “Peki niye” diye sorunca, yanıtı hazır: “Ben Rojava’da kurmak istedikleri tampon bölge ile ilgili olduğunu düşünüyorum.” Heyette sessiz kalanların çoğu bu görüşlere başlarını sallayarak onay veriyor. Herkes sokaklardaki beyaz ve siyah Ranger’lar’dan bahsediyor. Bugünün “Beyaz Torosları” onlar. Kent sokaklarında araçla durup rastgele ateş açtıklarını ve pek çok masum gencin hayatını yitirdiğini anlatıyorlar. Bunu dün Sur ve Ofis’te konuştuğum pek çok insandan işittim. Kahvedekilerden birisi “Geçen gün bunlardan biri aracımda giderken yanımda durdu. Pencere açılmaya başladı. Ne yapacağımı şaşırdım, iki elimi havaya kaldırdım. Başka ne yapayım” diyor.

DİHA ekibi olarak bu sefer Sur’un yolunu tutuyoruz. Diyarbakır’ın her yanı TOMA, polis, özel birlik.. Sur ise savaş alanı. Etrafı demir paravanlarla çevrili Şeyh Sait Meydanı’ndan sıyrılıp üç ayrı arama ve kimlik kontrolünden sonra Gazi Caddesi’nin girişinden az ötedeki Uluğ Cami’nin önündeki kafeye varıyoruz. Burası Sur’dan sürülenlerin her gün dönüp oturup bekleştiği yer.. Cami kaşısındaki ara sokaklar demir perde ile kapatılmış. Çatışma dibinizde. Arada kimileri yüreğinizi hoplatan patlama sesleri eşliğinde yaşlısı genci insanlarla konuşuyoruz.

 

‘İNANILMAZ BİR ŞEY’

64 yaşındaki SSK emeklisi Cemal amca “Herkes kendi istediğine göre konuşuyor. Gazetelerde, medyadaki her şey uydurma” diye söze başlıyor. Şehitlik’te oturuyormuş. Ankara saldırısı için doğrudan “faili meçhul” nitelemesi yapıyor. “Biz değil Ankara’da hiçbir yerde böyle saldırılar istemiyoruz. Bizim başımıza geldi, kimsenin gelmesin. Ben burada doğdum büyüdüm. İlk defa böyle tankla topla insanların üzerine gidildiğini görüyorum. İnanılmaz bir şey” diye devam ediyor.

İnşaatçılık yapan 41 yaşındaki Surlu Ali üç çocuğuyla birlikte Sur’dan sürgün olanlardan. “Ankara’da her şey olabilir. Burada ise sürekli kan, gözyaşı ve öfke var. Biz 80 tane vekil çıkarttık, Erdoğan savaş çıkarttı” diye atılıyor. Evi, barkı, 25 senede biriktirdiği her şeyi bırakıp Sur’dan çıkmış. “Kürt olarak doğmak suç mu” diye soruyor Ali. “Biz kimsenin ölmesini istemiyoruz. Asker, polis, gerilla hepsi bu vatanın evlatları” diyor sonra.

 

KENAN EVREN BİLE YANIT VERDİ!

Cemal dayı atılıyor, “Ben askerdeyken bölük komutanım Aslan Paşa’ydı (Aslan Güneş) Bizim zamanımızda bu kadar ayrımlar yoktu. Ben Kürtçe mektup yazardım, bilirdi yazdığımı. Mektup meselesinden devam ediyor. “Leyla Zana görüşmek istemiş, efendi kabul etmemiş. Ne hallere geldik. Ben Kenan Evren’e zamanında mektup yazmıştım. O vakitler cunta lideriydi. Bilir misiniz, bana yanıt göndermişti. Şimdiki bizim milletvekillerimizle konuşmamayı marifet sayıyor!”

Ali atılıyor: “Biz bölünmeyi filan istemiyoruz. O zaman Suriye’den hiçbir farkımız kalmaz. Sadece insan gibi yaşamak istiyoruz.”

 

İÇERİDE BİR GAZETECİ VARMIŞ..

Şeyh Sait Meydanı’ndan surlar boyunca uzanan parkında bu kez akşamüzeri güneşi altında serilmiş hanımların yanına oturuyorum. 60 yaşındaki Zini hanım 76 yaşındaki annesini Sur’dan iki ay sonra çıkartabilmiş. “Ankara’yı duyduk üzüldük. Allahtan barış istiyoruz. Allah devletimize zeval vermesin” diyor. Cemal Yılmaz mahallesinde oturuyor. 46 yaşındaki Kıymet hanım “Barış vardı, ne güzeldi. Şimdi televizyonu açmaya korkuyoruz” diyor. Sur’da sıkışıp kalmış DİHA’dan Mazlum Dolan’ın ismini işitmemiş ama “İçeride bir gazeteci varmış, 200 kadar insan da sıkışmış, onları çıkarsalar bari” diye ekliyor. 65 yaşındaki Çemlikli ‘Yeter’ teyze atılıyor: “Şurada güzel bir çarşımız vardı. Tarihi eserlerimiz, Hz. Süleyman’a giderdik”. Tam o sırada tepemizdeki mavi gökle birlikte kulak zarımızı yırtan bir savaş jeti sesi yükselmeye başlıyor. O denli alçaktan uçuyor ki, elimizle kulaklarımızı kapatmak durumunda kalıyoruz.

Diyarbakırlı Sur’la birlikte dehşete kapılmış. Yüreği de Sur’da, aklı da Sur’da… Ankara saldırısı ise çoktan alıştığı ölümlerin soluk yüzü.

Bu haber, Haber Nöbeti bloğuyla birlikte DİHA’da yayımlandı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s