Fatih Polat’ın ikinci gün yazısı: ‘Sur bizim evimiz, burada nefes alıyoruz’

43254

Haber Nöbeti için Diyarbakır’daki ikinci günümde Dicle Haber Ajansı’nda (DİHA) görev yaptım.

DİHA’nın merkezi Diyarbakır’da. Aynı binada ayrıca Diyarbakır Bürosu da var. Merkez, Türkiye’nin toplamındaki haber gündemleri ve yayın politikasını yönetip yönlendirirken, Diyarbakır Bürosu’ndaki arkadaşlar da, Diyarbakır’ın gündemlerini takip ediyorlar.

10 Şubat çarşamba sabahı 07.15’te haber nöbetine başladığım ajansta önce merkez büronun toplantısına katıldım, ardından da ajansın Diyarbakır bürosu muhabirlerinden Şerife Oruç ile haber takibi için Sur’a gittim.

DİHA’nın merkezinde görev yapan editörlerden Ramazan Peköz ile Ömer Çelik’i İstanbul’dan da tanıyorum.

Ajanstaki sabah toplantısında ülke gündemini değerlendirip, gündem önerilerini konuştuktan sonra, Şerife Oruç ile Sur’a doğru yola koyuluyoruz. Şerife üniversitede sosyoloji okuyor ve 3 yıldır da DİHA’da gazeteci olarak çalışıyor. Gazeteciliği çok seviyor ve Diyarbakır’ı, gittiğimiz Sur’u da iyi biliyor.

‘BUNLARIN HABERİNİ Mİ YAPIYORSUNUZ?’

Sur’a geldiğimizde polisin barikatı hemen kendisini gösteriyor. Aranarak geçiyorsunuz, çıkanlar da yine aranarak çıkıyorlar.

Ben geçerken bir polis çantamı görmek istiyor. Gazeteci olduğumu belirtiyorum. Çantama bakıyor, ancak kimlik sormadan ‘tamam’ diyor.

Ancak, Şerife Oruç’u arayan kadın polisin onu hemen bırakmaya niyeti olmadığı her halinde belli oluyor. İnce bir arama yapıyor. Küçük not defterini incelerken şu cümleye takılıyor: “Devletin Kürt halkına karşı işlediği suçların hesabını soracağız”. Cümle ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’ya ait. Polis, bu cümle nedeniyle Şerife’ye soruyor; “Siz bunların haberini mi yapıyorsunuz?”

O arada ben de onu beklerken çelik yelekli, silahlı polislerden biri “Siz neden bekliyorsunuz?” diye soruyor. Ben de Şerife’yi göstererek, “Arkadaşımı bekliyorum, birlikte haber izleyeceğiz” diyorum. Bunun üzerine basın kartımı ve kimliğimi istiyor. Sarı basın kartımı ve kimliği çıkartıp uzatırken, rahatlığımı bozmamaya da özen gösteriyorum; “Prosedür ne ise yapalım ama bizim haber izlememiz lazım.”

İkimizin kimliklerini de alan polisler bir süre aralarında konuşuyor ve telsizle de bir yerlere soruyorlar. Sonra kimliklerimizi uzatarak, hoşnutsuz bir edayla “geçin” diyorlar.
Suriçi’ne girdiğimizde önce taburelere oturarak çay içen insanları görüyoruz. Hayat bir biçimde akıyor. Ardından Alipaşa ve İskenderpaşa Mahalleleri’ni dolaşıyoruz. Buralar şu anda Sur’un yasaklı bölgeleri değil. Ancak dolaştığımız süre içinde silah sesleri çok az ara veriyor. Bazen seri bir biçimde duyuluyor ve çok yakından geliyor.

SUR’U BİLMEYEN İÇİNDE KAYBOLUR

Suriçi

Suriçi’nin sokakları Cizre’ye ya da başka bir ilçeye benzemiyor. Yüksek duvarlı dar sokaklar bu sokakları iyi bilenler için bir korunak işlevi sağlıyor. Bu sokakları bilmeyen birinin, girdikten sonra, birilerine sormadan yolunu bulabilmesi mümkün değil.

Burada gezerken Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 5 Şubat günü Mardin’de “Teröre karşı 10 maddelik eylem planı” başlığı altında yaptığı açıklamalardaki “mekanın ihyası” sözüyle de yansıyan kentsel dönüşüm planını Sur’da yaşayanların nasıl karşıladığını da anlamak istiyorum.

Suriçi’nde bir evin kapısının önünde konuşan kadınlar dikkatimizi çekiyor. Onların içinden en yaşlı olanına yaklaşıyor ve sohbete başlıyoruz. Adı Raziye Kuzu. Yaşını soruyoruz, “bilmiyorum” diyor. Sur’da 20 yaşındaki bir oğluyla birlikte yaşıyor. Kuzu, “Beni buradan çıkarmak istiyorlar. Benim kira ödeyecek gücüm yok. Etrafımı boşalttılar, komşularımdan göç edenler oldu.” diyor.

Sur’dan gitmek istemediğini belirten Raziye Kuzu, “Onlar savaş istiyor, biz barış” diye de ekliyor.

‘EVİMİZİ VERMEYİZ’

HaticeÇelik

Hatice Çelik ise 65 yaşında. 6 çocuğu var. Eşi, bir oğlu ve bir kızı ile burada yaşıyor. Diğer çocukları evlenerek kendi evlerine taşınmışlar. Hatice Çelik, Lice Çavundur köyünden olduğunu, ancak köylerinin 1993 yılında yakıldığını anlatıyor. Zorunlu olarak oradan göç etmişler. İlk durakları Tarsus olmuş. Orada 10 ay kalmışlar ve mevsimlik işçi olarak çalışmışlar. Sonra da Turgutlu’ya gelmişler. 8 sene de orada kalmışlar. Ardından da, şu anda çatışma koşullarına rağmen ayrılmak istemediğini söylediği Sur’daki bu evlerine gelmişler. 17 yıldır burada yaşadıklarını söylüyor Hatice Çelik. “Biz evimizi vermeyiz, kafamıza silah dayarlarsa ancak o şekilde alabilirler” diyor.

‘AVLUMDA NEFES ALIYORUM’

GüllüTopsak-(1)

Güllü Topsak da 71 yaşında. Bizi konuşmak için evinin avlusuna davet ediyor. Güllü Topsak’ın iki çocuğu ölmüş, eşinin de sonra üzerine kuma getirdiğini söylüyor. Ondan olan çocuklarla birlikte 5 kişi olarak yaşamaya başlamışlar burada.

Güllü Topsak, 2 yıl önce eşini kaybetmiş ve diğerleri de çatışmalar nedeniyle gidince yalnız kalmış. Buradan gitmek istemediğini, dairede yaşamak da istemediğini söylüyor ve eliyle evinin avlusunu göstererek ekliyor: “Ben dairede nefes alamam. Benim avlum var. Ben burada nefes alıyorum.”

Suriçi’nde konuştuğumuz kadınlardan biri de 44 yaşındaki Hülya Ekmen. Eşinin buradaki çatışma koşulları ve abluka nedeniyle 70 gündür işe gidemediğini anlatan Hülya Ekmen, “Mahvolduk. Çocuklarımızı da okula gönderemiyoruz” diyor.

Ara sokakları dolaşırken birçok insan konuşmak için çağırıyor. Süren ablukadan rahatsız olduklarını anlatıyorlar ve evlerinin ellerinden alınabileceğinden endişe ediyorlar.

0’ine yakın bir amca da bizi adeta kolumuzdan tutarak, içindeki yıkımı görmemiz için evine götürüyor. Evin duvarlarında yıkıntılar var. Eşyalarda tarumar olmuş. “Bunlar nasıl Müslüman?” diyerek Hükümete tepki gösteriyor. Başına bir iş gelebileceğinden endişe ettiği için de ismini vermek istemiyor.

HamdullahKabak

Alipaşa Mahallesi’ndeki Hamdullah Kabak da, gazeteci olduğumuzu anlayınca, fırınının kullanılamaz hale geldiğini belirterek, fotoğrafını çekmemiz için bizi adeta sürüklüyor. Fırının üst katındaki bölümünde yanmış bir bisiklet ve etrafa yayılmış küller dikkati çekiyor. Benzer manzarayı Silopi ve Cizre’de de görmüştüm. Kullanılan bazı silahlar evlerde, dükkanlarda yangın çıkmasına neden oluyor. Kabak da, Sur’dan ayrılmak istemediğini belirterek ‘Cenazemizi buraya gömsünler’ diyor.

SUR’UN ÇOCUKLARI

Suriçi'nde-bir-çocuk

Sur’un bazı mahallelerinde çatışmalar devam ederken, sokağa çıkma yasağının olmadığı diğer mahallelerinde insanlar gündelik hayatlarına silah sesleri arasında endişeli de olsa devam etmeye çalışıyorlar.

Sur’un dar sokaklarında henüz neler olup bittiğini anlayamayacak kadar küçük olan çocuklara da rastlıyoruz. Onlar için bu sokaklar birer oyun alanı. Belki de bugünün sorusu şudur; onların geleceğindeki Sur acaba nasıl olacak?

Fatih Polat/@fpolat69 – Evrensel/DİYARBAKIR

Bu haber, Haber Nöbeti bloğuyla birlikte Evrensel ve DİHA‘da yayımlandı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s