Sur izlenimleri; Abluka altındalar, yaralılar ama başları dik – Önder Öner

Sur’un sokaklarında en çok duyduğum cümle “kana doymuyor” sözleri oldu. Göçe zorlanıyorlar. Her an bir yakınlarının vurulduğu bilgisini alma endişesiyle yaşıyorlar. Karşı çıkıyorlar, çünkü artık acının konu edildiği günler istemiyorlar, isyan ediyorlar. Yürekler buruk, ölümlerin yarattığı bir ağırlık var sözcüklerde. Ama başları dik, ‘bu direniş öyle yada böyle sürecek’ diyorlar…

etha-20160210-sur-sokak-20

Saray’ın 7 Haziran sonrasında başlattığı savaşın en yakıcı anları Cizre’de ve Sur’da yaşanıyor. İki ayı aşkın süredir bu iki ilçede yaşananlar, sadece vahşet ve yıkım sözleriyle tarif edilemiyor…

Haber Nöbeti, Batı’da çalışan gazetecilerin Kürdistan’da baskı, şiddet, ölüm tehdidi altında ve hatta kurşunlanan meslektaşları ile mesleki dayanışmasının büyütülmesi için başlatıldı. İlk ekipte yer aldım. Önce Diyarbakır’da yaşananlara tanıklık ettim, görüntüledim, ardından Mardin Kızıltepe’ye geçtim. Bölgede çalışan gazeteci arkadaşlarla ve sokaklarda onlarca kişiyle sohbet ettim, notlar tuttum.

“Buralarda ölüm bile sıradanlaştırıldı” ile “Acımızı bile insan gibi yaşayamıyoruz.” Diyarbakır sokaklarında, aylardır süren zulmü belki de en yalın haliyle tarif eden bu iki cümle oldu. Acıyla yoğrulmuş insanlar… Yürekleri buruk, ölümlerin yarattığı bir ağırlık var sözcüklerde… Ama başları dik, ‘bu direniş öyle yada böyle sürecek’ diyorlar…

Nöbetin ikinci günü abluka altındaki Sur’a gittim. Özgür Gündem çalışanlarından gazeteci arkadaşım İsmail Eskin eşlik etti bana… Sur yolunda, çatışmaların olduğu bölge ve bugüne kadar yaşanan gelişmeler hakkında kimi bilgiler aktardı İsmail.

Haber Nöbeti’nden gazeteci arkadaşlar da aynı gün yine bu bölgede farklı ekipler halinde, haber peşindeydi.

2 Aralık’tan bu yana sokağa çıkma yasağı uygulanan mahallelere geçiş yok. Bir tam çember halindeki Suriçi’nin yarısı iki ayı aşkın süredir çatışmaların merkezi. Gazi Caddesi’nin ayırdığı diğer yarıda ise geçtiğimiz günlerde birkaç günlük sıkıyönetim ilan edildi. Bu bölgelere girebiliyoruz, resmi bir sokağa çıkma yasağı kararı yok. Ancak fiili bir sıkıyönetim var. Zira, ilçeyi çeviren surlardaki kapılar polisler tarafından tutulmuş. İçeri girerken, kimlik kontrolü ve üst araması var. Sokağa çıkma yasağı yok, ancak polis istediğini içeri almayabiliyor. Basın kartlarımızı göstererek, biz geçiyoruz.

SUR’UN ÇOCUKLARI…

Sur Belediye Başkanlığı binasına kısa bir ziyaretin ardından kendimizi ilçenin yoksul sokaklarına vuruyoruz. Daracık yollarda bir sağa, bir sola hareket ederek ilçenin ortalarında Gazi Caddesi’ne yakın bir noktaya kadar ilerliyoruz. Çocuklar çatışma sesleri altında sokakta top oynarken karşılıyor bizleri. “Abe hele vur şu topa” diyor biri, tam ben hamle yapınca öteki hızla kapıyor topu. Savaşın üç sokak berisinde bir gülümseme beliriyor çocuk yüzlerinde… Kaleci olan, fotoğraf makinemi gösterip, “resmimizi çektin” diye soruyor. Onay işaretimin ardından maça geri dönüyor, yanlarından geçerken zafer işaretleri yapıyorlar, “çocuk” diyorum içimde, “her yerde çocuk…”

etha-20160210-sur-sokak-16

GEÇİŞ YOK!

Girdiğimiz dar ara sokaklarda Sur Belediyesi’ne ait bir traktör ve işçiler sokakları temizliyor, çöpleri topluyor. Yolda bir başka gazeteci ekibiyle karşılaşıyoruz. Çatışmaların yoğun biçimde sürdüğü Hasırlı’dan gelmiş bir ailenin barındığı eve gittiklerini söylüyorlar. Ayrılıyoruz. Yolun ilerisi polis tarafından kesilmiş. Meydana çıkan yolun başında kum torbalarıyla oluşturulmuş siperli bir polis kontrol noktası var. Burada durduruluyoruz. Geçiş yok. Neden çünkü gazeteciyiz!

-“Burada sokağa çıkma yasağı yok, bizi neden durduruyorsunuz” diyoruz.
-“Doğru buradan geçebilirsiniz, ama fotoğraf makinesi ve kamera ile geçiş yasak” diyor polis. Arkadan gelen bir başkası, sırıtarak “İsterseniz bize bırakabilirsiniz” diyor…
-“Öyle şey mi olur, makinemi neden size bırakayım” diyorum.
-“Durum bu diyor” önceki, büyük bir rahatlıkla. “İşinize gelirse” demeye getiriyor. Resmi bir belge görmek istiyorum. “Yok” diyor polis, “Burada iki aydır böyle” ve “Talimat böyle, burada sokağa çıkma yasağı yok ama uygulama var” diyor.. Sur’un ‘sıkıyönetim uygulanmayan’ diğer mahallelerindeki sıkıyönetimin adı “uygulama” oluveriyor.

Israrlarımız sonuç vermiyor. Üstelik, iki metre yakınımızdaki meydana geçiş için eliyle çapraz caddeyi göstererek, “Geri dönüp sağdan yürüyüp diğer noktadan girebileceğimizi” söylüyor. Oradan da geçiş yaptırılmayacağını bile bile…

Bu arada silah sesleri yükselmeye başlıyor. Patlamalarla birlikte dumanlar yükseliyor, yaklaşık 250-300 metre öteden… Polisi inandırıcı bulmuyoruz, ancak gösterdiği yer çatışma seslerinin geldiği noktaya, şu an olduğumuzdan daha yakın. O tarafa doğru ilerliyoruz.

Sur esnaflarının kepenk açamadığı çarşı içinden yürüyerek diğer caddeye geçiyoruz. Tek tük dükkanlar açık. Onlardan da esnaflar mal çıkarıyor. Kimisinin önünde dertli dertli oturanlar var. İzmir’in Kemeraltı çarşısını andıran labirent gibi sokaklardan hızla geçerek, diğer caddeye geçiriyoruz. Çatışmalı bölgeye 150 metre. Ancak görece daha kalabalık bir caddeye çıkıyoruz. Çay ocağı önünde oturanlar, dükkanların önünde toplanan üçerli-dörderli gruplar, her şeye rağmen hayat devam ediyor havasında…

Çayocağı önünde bir masaya oturuyoruz. İlk konuştuğumuz 65’lik amca, “Biz nereye gidelim, evimizden çıkmayız” diyor ve ekliyor: “Bu hayat fakire ayrı, zengine ayrı. Biz yapamayız, bir yere gidemeyiz. İsterlerse gelip yaksınlar bizi evimizde…” Konuştuğumuz diğer kişiler, “yaşananları bizden dinleyin, yazın” ama “bizi kameraya çekmeyin” diyorlar. Haklılar mı, maalesef evet. Bugünler de devlet güçlerinin hedefi olmak çok sıradan.

etha-20160210-sur-sokak-01

‘KANAS SESİ BU…’

Önce polis bariyerleri ile kapatılan alana kadar ilerliyoruz. İlerden hafif silah ve Doçka seslerinin birbirine karıştığı giderek yoğunlaşan bir çatışmanın sesleri geliyor. Ara sıra patlama sesleri ve gökyüzüne yükselen dumanlar görünüyor. Kameramı çalıştırıyorum ve kayıt alıyorum. Polis noktasından ileriye geçiş yok. Sokağın başında beklerken, bizim sokakta da bir kurşun hareketliliği oluyor. Aralıklarla 4 kez kurşunun geçiş sesinin oldukça yüksek biçimde duyuyoruz. Sokaktakiler hızla kendilerini kenarlara atıyor. Kulağıma bir ses ilişiyor yandan; “Kanas sesi bu.” Sokağın içinde duran orta yaşlı biri “ortada durmayın buraya atıyorlar” diyor. Karşıdan çok da görülecek bir noktada değiliz, yine de yaklaşıyoruz sokak içine…

Kurşunlar için “hareketlilik” diyorum çünkü ne ben ne de yanımdakiler, ne yandan gelip ne yana gittiğini kestirebilmiş değil. Ancak sesin yakından geldiğini fark ettim, bu bizimde olduğumuz taraftan atıldığı ve polis keskin nişanların atışı olabileceği anlamına geliyor. Yanımdaki gazeteci arkadaşım İsmail’in tahmini de bu yönde. “Buralardalar” diyor İsmail. “Nerede olduklarını insanlar bilmiyor, gizleniyorlar ancak bir süre sonra çıkıp gidiyorlar” diyor…

İleride sokakta bir hareketlilik gözümüze çarpıyor. Oraya ilerliyoruz. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Fırat Anlı ve DBP İl Eşbaşkanları Hafize İpek ve Ali Şimşek esnafları ziyaret ediyor. Sohbete kulak misafirliği yapıyoruz. İnsanlar, savaşın ve katliamların yarattığı tahribattan şikayetlerini bildiriyor. Zulümden bıkmışlık var sözcüklerinde…

Bir süre birlikte yürüdüğümüz DBP İl Eşbaşkanı Ali Şimşek, Sur’da iki aya yakın süredir devam eden zulmü, göç ettirme politikası olarak tarif ediyor. Şimşek, “İnsanlar buradan gitmek istemiyor” dedi.

‘ÇAYINI İÇTİK’ NOTU

Ara sokağın başında bir çayevinin önündeki kalabalığa bakıyorum. Sahibi, lanetler okuyor. Önceki güne kadar sokağa çıkma yasağı uygulanan bölgede bulunan dükkana gece özel harekat polisleri girmiş. Kepenk parçalanmış, kapı kırılmış içeride cam-çerçeve ne varsa indirilmiş… Üstelik içeri giren polisler bir masa kurup okey oynamışlar. Yemişler, içmişler, her yanı dağıtmışlar… Ben de gördüklerim karşısında şaşkınlığımı gizleyemiyorum.

Esnafın ekmek kapısı, bölgede nasıl bir talan gerçekleştirildiğinin somut örneklerinden biri haline gelmiş. Son olarak ise kapının yanında bulunan jeneratörün üzerine bir not bırakılmış: “Çayını içtik, hakkını helal et. T.Ö.H”

İsmail, dükkan sahibine “Peki hakkını helal ediyor musun?” diye soruyor, yanıt “Kime hakkımı helal edeyim, bizim 50 yıllık tezgahımız gitmiş” şeklinde.

Bugüne kadar Silvan, Cizre ve Nusaybin sokaklarında görülen PÖH ve JÖH isimlerinin ardından, artık Türk Özel Harekat ismiyle bir ortak isimlendirme olduğunu öğreniyorum. Başka yerlerde de görülmüş bu imza (!)…

etha-20160210-sur-sokak-03

‘ONLAR YIKTI AMA BİZ İBADETİMİZİ YERİNE GETİRECEĞİZ’

Sokağın ilerisinde yıkılmış duvarlar görülüyor. Sağ tarafta binaların arasındaki caminin camlarındaki kırıklar da seçiliyor. Cami önünde “Yok böyle bir şey” diyerek veryansın eden biri, içerinin talan edildiğini söylüyor. İçeri girince, halılar üzerindeki beton parçaları, patlatılan pencerenin kırık çerçeveleri, yıkılmış rahleler gözüme çarpıyor ilk olarak. Girişte abdest alan iki kişi ile göz göze geliyoruz. Kameramın açık olduğunu görünce “Allah sonumuzu hayır etsin. Allah’ın evine böyle bir şey yapılması, insanın aklına kırk yıl düşünse gelmez. Vahşet bu işte” diyor. Abdest almaya devam ediyorlar, “Onlar yıktı ama biz ibadetimizi yine de yerine getireceğiz” diyorlar. Ricaları üzerine namaz kılarken kameramı kapatıyorum. Aklıma, Silvan’da cami içinde namaz kılan özel harekatçılar geliyor…

etha-20160210-sur-sokak-06

‘HASIRLI’DAN GELDİK BİZ…’

Sokakta bir evin ikinci katının duvarında büyük bir delik var. İçeride kırmızı bir koltuk görünüyor. Soruyorum sokaktakileri, “roket isabet etti” diyorlar… Her evde çok sayıda kurşun izi var, binalar hep yaralı… Sokağın başında toplananların arasında elleri kafasına dayalı oturan bir orta yaşlı bir erkek dikkatimi çekiyor. Yaklaşıyorum. Kırmızı koltuğun göründüğü evi gösteriyorum, “ne oldu buraya” diye? “Hasırlı’dan çıktık, geldik biz, misafir olduğumuz eve de roket attılar” diyor. Ellerini tekrar başının arasına alıyor. Söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum… Birkaç sokağı birlikte yürüyoruz. Bombaatarın hedefi olan fırını, polisin bina iç duvarlarını yıkarak açtığı yolun çıktığı avluda parçalanmış motosikletini gösteriyor…

Sokakta toplananlardan en çok duyduğum cümle “Bu nasıl bir insan ki kana doymuyor” sözleri oluyor. Göçe zorlanıyorlar. Her an bir tanıdıklarının, yakınlarının vurulduğu bilgisini alma endişesiyle yaşıyorlar. Karşı çıkıyorlar, çünkü artık acının konu edildiği günler istemiyorlar, isyan ediyorlar.

İnsanların yürekleri buruk, ölüm haberlerinin yarattığı bir ağırlık var konuşmaların üzerinde. “Bin yıllık kardeşlik” sözleri sorgulanıyor tabi ki. Acıyla yoğrulmuş insanlar. Acı öfkeyle, inanç inatla birleşmiş, haklı olmanın inancı var. Sur’un ara sokaklarında karşılaştığım insanlar, eğer kendi mahallelerinde de sokağa çıkma yasağı ilan edilirse evlerini terk etmeyeceklerini söylüyor.

‘GERÇEKLERİ YAZIN…’

Misafir olmak için gitmedik ama Diyarbakır bizi el üzerinde tuttu. Haber Nöbeti’nin ekiplerinden bir beklenti vardı bizi karşılayanlarda. Hem meslektaşlarımızda hem de bölge halkında. Sur sokaklarında karşılaştığım bir genç doğru söyledi, “Gerçekleri yazın, bizim için sadece şu gördüklerinizi yansıtmanız bile yeterli” dedi.

Ölüm tehdidi altında yaşamlara tanıklık ettim. Cizre’de vurulan Refik Tekin’i ziyaret ettiğimizde onun bir cümlesinde yaşananların özetini. “Burada iki saniyelik yaşam hakkınız var” dedi Refik. Kuralsız bir yetkiyle donatılmış, yüzü maskeli bir parmağın tetiğe gittiği süre kadar…

ÖNDER ÖNER (@onderoner_) – ETHA / Diyarbakır

Bu haber, Haber Nöbeti bloğuyla birlikte ETHA’da yayımlandı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s