Sur’da yitirdikleri canlarını bekleyen aileler – Önder Öner

etha-20160208-sur-aileler-05

Sur’da polis kurşunlarıyla öldürülen gençlerin aileleri cenazelerine alabilmek için Sümerpark’ta eylemde. Haber Nöbeti ekibi olarak ziyaret ettiğimiz aileler, yakınlarının hikayelerini acı ve büyük bir öfkeyle anlattı: “Sur’a giriş yasak, cenazemizi alamıyoruz. İnşallah onlarda bizim yaşadığımız acıyı yaşarlar.”

DİYARBAKIR- Sur’da sokağa çıkma yasağı ilan edilmesinin ardından polis kurşunlarıyla katledilen gençlerin aileleri cenazelerine alabilmek için eylemlerini sürdürüyor.

Sümerpark Ortak Yaşam Alanı’nda iki nöbet sürüyor. Biri, Sur’da yakınlarını yitiren ailelerin açlık grevinin ardından Sümerpark Resepsiyon Salonu’nda başlattığı oturma eylemi. Diğeri, Sümerpark içine kurulan çadırda kent halkının “Sur’a ses ol” sloganıyla sürdürdüğü nöbet.

Çadır etrafında ateş yakarak bekleyen Diyarbakırlılar, Sur’dan yükselen silah sesleri altında bekleyişlerini sürdürüyor. Sık sık ziyarete gelenler oluyor. Nöbet tutanlar, Sur’da devam eden halk direnişiyle ilgili son gelişmeleri paylaşıyor. Yeni gelenler ateş etrafına geçerek nöbete katılıyor.

2 Aralık’tan bu yana sokağa çıkma yasağı ilan edilen ilçede katledilen Hakan Aslan, Gündüz Akmeşe, Turgay Girçek, Rozerin Çukur, İsa Oran, Ramazan Öğüt ve Mesut Seviktek’in aileleri, cenazelerini defnedebilmek için 2 Ocak günü başlattıkları açlık grevini, 16 Ocak’tan bu yana oturma eylemi biçiminde sürdürüyor.

Haber Nöbeti’nin ilk ekibi olarak Diyarbakır’da yaptığımız açıklamanın ardından ilk olarak oturma eylemlerini sürdüren aileleri ziyaret ediyoruz. Evlatlarının resimlerinin bulunduğu pankartın altında oturan anneler, kendi acılarına ortaklık ediyor. Aileleri yalnız bırakmayan çok sayıda kişi de yanlarında. Salona girmemizle birlikte sohbet başlıyor. Hem anneler, hem babalar sonu bilinmez bir süreci tarif ediyor. Yetkililerle yaptıkları görüşmeler, Ankara’dan gelen talimatlarla kilitlenmiş. Yerel yöneticiler, “hiçbir şey yapmayacaklarını” ailelere “cenazeler hendeklerin ardından, gidin nasıl alıyorsanız kendiniz alın” diyerek özetlemiş.

Haber Nöbeti grubu olarak sohbete başlayınca ben Turgay Girçek, Rozerin Çukur ve Gündüz Akmeşe’nin babaları ile konuşuyorum. Acılı babalar, dert yanarken bir yandan da seslerini duyurmanın çabası içinde.

‘HANİ BİZ KARDEŞTİK?’

Turgay Girçek’in babası Murat Girçek, büyük bir öfkeyle konuşuyor. Haklı. Günler süren bekleyişleri karşısında yetkili bir sessizlik var. Öfkesi buna. Girçek, Sur’da yaşananları “Evimizi bomladılar tanklarla, toplarla. Biz çıkarken, evi yerle bir ettiler” diye özetliyor. Şiddetli çatışmalar arasında çocuklarını kurtarmaya çalıştığına anlatana baba Girçek. “Birini orada kaybettik” diyor ve ekliyor: “10-12 gün sonra çocuğun ölüm haberi geldi bize.”

Murat Girçek, yaz aylarından bu yana şiddeti giderek artan Saray’ın savaşına duyduğu öfkeyi “Ne yaptık biz? Hani biz kardeştik?” sorularıyla ifade ediyor.

Oğlu Turgay’ın 18 yaşında olduğunu belirten Girçek şöyle devam ediyor. “Sur’a giriş yasak, cenazemizi alamıyoruz. İki saatlik giriş vardı, engellediler. Yine alamadık. O Tayyip Erdoğan, Yalçın Akdoğan, Ahmet Davutoğlu inşallah onlarda bizim yaşadığımız acıyı yaşarlar.”

Baba Murat Girçek, hükümetin tutumunun aynı şekilde sürmesi halinde kendisinin de direnişe katılacağını belirterek şunları söylüyor: “Yarın bir gün, ben de bir şehit babası olarak bu direnişe katılacağım. Bu direniş illa ki devam edecek. O’nu o saray’a gömeceğiz.”

‘BABA GELİYORUM, AMA HALA SURİÇİ’NDEYİM’ DEDİ’

Rozerin Çukur’un babası Mustafa Çukur’un anlatımları salondaki acının ağırlığını bir kez daha hissettiriyor. “Benim kızım 16 yaşındaydı. İşte aynı şu fotoğrafta görüldüğü gibi üzerinde okul üniforması vardı” diye başlıyor baba Çukur, kızı Rozerin’in arkadaşının evine gittiği günü şu şekilde anlatıyor: “Bazı derslerinden geri kaldığı için okul arkadaşından ders notlarını almak için Sur içindeki arkadaşının evine gitti. Gündüz saatleriydi, telefonu yanındaydı. O gittikten sonra abluka geldi, çocuk çıkamadı. Son telefon konuşmamızda, geri dönüyordu. ‘Baba geliyorum, ama şu an hala Suriçi’ndeyim’ dedi.”

Kızının hayatını kaybettiğini çıkan haberlerden öğrendiğini belirtiyor baba Çukur, “Ama ne kadar doğru ne kadar değil, hala bilemiyoruz” diyor. Baba Mustafa Çukur, hayatını kaybedenlerin bazılarının cenazeleri görüldüğü için onlar hakkında net bilgi olduğunu kaydediyor ve “Ancak benim kızım hakkında net bir bilgi yok, ne öldüğünü biliyoruz, ne yaşadığını. Valilik kayıtlarında öyle bir bilgi yok deniyor” ifadeleriyle süreci özetliyor.

Bugüne kadar tüm girişimlerinin boşa çıkarıldığını aktarıyor baba Mustafa Çukur, konuşmasının devamında ise bugüne kadar sırayla gerçekleştirdikleri tüm girişimler var: “Devlet, kendisinin giremediği bir bölge için bana ‘git adresi getir, gidip alalım’ diyor. Biz artık cenazeyi kendimiz alabilmek için neler yapabiliriz diye düşünüyoruz. İmzalar toplandı, valiliğe götürüldü. Kayıt altına alındı bu dilekçeler. Sonra vali bizi çağırdı. İki saatliğine cenazelerin olduğu tahmin edilen sokaklar için sokağa çıkma yasağı kaldırıldı, ancak orada sadece İsa ve Mesut’un cenazeleri vardı. Rozerin ve Ramazan’ın cenazelerinin direnişçilerin olduğu bölgede olduğu tahmin ediliyordu. Biz yetkililere can güvenliği riskini kabul ediyoruz, siz yolu açın biz gidip alacağız dedik.”

Daha önce kadınlardan oluşan bir heyetin Sur’a gittiğini hatırlatıyor Mustafa Çukur, “Annelere çıplak arama yapmışlar. Sonra da ‘içeride rehin polislerimiz var, onları getirin teslim edin, gelip cenazelerini alın’ deyip anneleri geri gönderdiler. O nedenle biz bunu bir daha kabul etmedik” diyor.

Valilik ve Emniyet Müdürlüğü’nün kararları kendi başlarına vermediğine dikkat çeken Çukur, “Sürekli Ankara ile görüşüyor” diyerek, tepkisini de dile getiriyor.

Baba Çukur cenazeleri almak için son girişimlerini ise şu şekilde aktarıyor: “Bir çatışmasızlık ortamı yaratıldı, bizim heyetimiz ambulans ile sokağa girer girmez 10-15 kat özel kuvvet geldi. Bir anda çatışma kargaşa yaşandı ki, heyetimiz nasıl çıktığını bilmiyor. Az kalsın o insanları da orada katledeceklerdi.”

‘İKİNCİ DEFA GİTTİ, O SIRADA ABLUKA GETİRİLDİ’

Sohbete katılan üçüncü baba Gündüz Akmeşe’nin babası Abdulselam Akmeşe idi. Kendilerinin Seyrantepe’de, bir yıl önce evlenen oğlu Gündüz’ün ise Huzurevi’nde oturduğunu dile getiriyor Baba Akmeşe, “Kız kardeşinin evi Sur’daydı. O gün abluka 1-2 saatliğine kaldırılmıştı, oğlum da eşyalarını çıkarmak için yardıma gitmişti.”

Baba Akmeşe, oğlunun bir defa kıyafet getirdikten sonra ikinci kez gittiği Sur’dan dışarı çıkamadığını söylüyor ve şunları ekliyor: “Bir sefer elbise çıkarmış, çarşıya getirmişler. Ablası orada beklerken, ikinci defa eve gidiyor yine eşya almak için. Eve giriyor, o sırada abluka getirildi. Çocuğum geri dönemedi. Akşam olmuştu, bana haber geldi. Artık kapanmıştı orası. Telefon da ettik, ulaşamadık. O günden beri bir haber alamadık. Ne oldu, ne bitti hiç bilmiyoruz. Ölüm haberi geldi.”

ÖNDER ÖNER (@onderoner_) – ETHA / Diyarbakır

Bu haber, Haber Nöbeti bloğuyla birlikte ETHA’da yayımlandı.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s