Sur, Toledo olmasa bile Suriye olmuş! – Ergun Babahan

gra2_04_02_2016

Darkapı’ya geldiğimizde bariyerler ve polis ekipleri karşılıyor bizi. Üzerimizi arıyor, çantamıza bakıyor. Sur’da gezebilmemiz için Sur Karakolu’ndan izin almamız gerektiğini söylüyor. Tankların, bombaların gürültüsü, Bixi sesleri arasında karakola doğru yürüyoruz.



Bankaların, dükkânların kepenkleri inik, açık birkaç dükkân var. Hepsinin yüzünde bir umutsuzluk ifadesi hâkim.
 Silah sesleri arasında karakola giriyoruz. Kimliklerimiz, T.C. Kimlik Numaramız alınıyor. GBT’mize bakıldıktan sonra polislerin yüz fotoğraflarını çekmemek, yasak bölgelere girmemek kaydıyla geçmemize izin veriyorlar.

Karakolun önünde beyaz Ford Range’lar, Nissan jeepler dizili. Bellerinde, yeleklerinin önünde bir ya da iki tabanca asılı özel tim polisleri Gazi Caddesi’nin her köşesini tutmuş durumda. Kum torbalarının arkasında, çevresindeler.

Haber nöbetimi DİHA’dan Uğur Akgül ile tutuyorum. Balıkçılarbaşı’na yaklaşırken köşeden genç bir polis el işaretiyle bizi çağırıyor. Bu genç polis, Sur’a girmek için karakol izninin yeterli olmadığını, kaymakamlıktan izin almamız gerektiğiniz söylüyor. Karakolda ısrar edince, bir arkadaşına telefonla teyit ettirip geçmemize izin veriyor.

Bulunduğumuz nokta, Tahir Elçi’nin öldürüldüğü gün polislerin yolunu kestiği taksinin durduğu yer. Zırhlı araçlar, ambulanslar ara sokaklara girip çıkıyor. Patlayan her bombanın ardından bir toz bulutu-duman karışımı yükseliyor havaya.

Silah sesleri arasında ilerliyoruz. Bölgede çalışan arkadaşlarımız, Sur’da kalmış siviller alışmış bu seslere. Havai fişek sesi gibi karşılıyorlar bu patlamaları.

Yasağın yeni kalktığı Dengbêj (Kürt Ses Sanatçıları) Evi’ne yöneliyoruz. Mahalledeki evlerin tamamın kapısı ya koçbaşı ya da bomba atarla kırılmış.

Dengbêj Evi de aynı akıbete uğramış. Zemin katı yakılmış. Bahçedeki heykellerin biri hariç, tamamının kafası koparılmış. ‘IŞİD gibi’ler diyor bahçedeki biri. Kırılmayan heykelin özelliği ise figürün secde etmiş bir hâlde olmasından kaynaklanıyordu herhalde.

Hemen yanda binbir emekle açtığı İlkiz Otantik Çarşısı’nın talan edildiğini ilk kez görmüş Kadir Karagöz’ün üzüntüsüne tanıklık ediyoruz. 3 bine yakın kitabı, kadın-erkek giysileri, 3 bin küpesi yağmalanmış. Burada da kadın mankenlerin kafaları koparılmış.

Mayınların patlaması sonucu yollara döşenmiş taşlar birbirine girmiş, dev çukurlar oluşmuş. Patlamalara yakın olan evler ağır hasar görmüş durumda.

Sercan Erzen’in 5 çocuğuna baktığı minik bakkal dükkânı yağmalanmış. Bir tek sigara paketi bile kalmamış. Polisler evin karşısındaki duvara çikolatayla P.Ö.H (Polis Özel Harekât) yazmış.

Başındaki tülbendiyle dert yanıyor Sercan Hanım: “Cep telefonlarımızı almışlar. Televizyonlarımızı çalmışlar, buzdolaplarımızı kırmışlar. Sandıklarımızı açıp altın, para aramışlar. Biz gittik, sadece devlet buradaydı.”

Askerin, polisin girdiği sokaklarda  “Cundullah Timi”, “Allah’ın Ordusu, TC” yazıları göze çarpıyor. Diyarbakır’ın göbeğindeki Sur’dan şok Suriye manzarası.

Eşyalarını kamyonete yükleyenler yokluk ve yoksulluğa doğru yol alıyor.  Sur, kanayan bir Toledo olma yolunda ilerliyor. Üçü engelli 11 çocuğu olan yaşlı bir amca, tam tersini yapıyor. 15 gün kaldığı evinin kira parasını ödeyemediği için Sur’a dönmüş. “Öleceksek, evimizde onurumuzla ölelim” diyor.

Ergun Babahan @ebabahan – Özgür Düşünce / Diyarbakır

Bu yazı, Haber Nöbetim bloğuyla birlikte Özgür Düşünce gazetesinde yayımlandı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s