Haber Nöbeti-1 Acıya Alışmanın Acısı – Said Sefa

anneler

Diyarbakır’dayım..

Şehrin üzerine sinmiş bir hüzün var.

Gerginlik çehrelerden akıyor.

Dikkatimi, en çok da barışa olan güvenin ve inancın bu kadar erken yitirilmiş olmasının oluşturduğu hayal kırıklıkları çekiyor. Şehre geleceğimiz sabahın gecesi, Sur’un tüm mahallelerine giriş yasağı getirilince haber nöbetindeki arkadaşlarım, “Bu gidişle biz gidene kadar Diyarbakır’ın tamamına giriş yasaklanacak galiba” diye espriler yapıyordu.

Neyse ki bu ifadeler şaka olarak kaldı.

Diyarbakır’a geldikten kısa zaman sonra, Sur’daki dokuz mahallede sokağa çıkma yasağının kaldırıldığı haberini aldık.

Çay ve simitle başlayan haber nöbetinde, Celal Başlangıç’ın 1975 yılında birlikte gazetecilik yaptığı tiyatro ve sinema sanatçısı Hüseyin Avni Baradan’ın ”gazetecilik biraz ümit, biraz simit” hatırlatması, haber nöbetinin doğal sloganı oluyor.

Yıllar önce Fransa’ya gitmek zorunda kalan ve orada yaşayan Erol Özkoray’ın, Celal Başlangıç’a “Diyarbakır’a giderseniz benim adıma simit yeyin” tavsiyesine de uymuş oluyoruz.

Sanırım Celal Başlangıç, yemiş olduğu, üç simidin, ikisini Özkoray adına yedi.

Gazetecilere destek olmak amacıyla geldiğimiz haber nöbetinde, henüz meslektaşlarımızla biraraya gelmeden DTK Eş Başkanı Hatip Dicle ile görüşüyoruz.

Dicle özetle ”Sanırım AKP nihai savaşa karar verdi, örgüt de bunu bildiğinden ona göre hazırlanıyor, ABD ve AB’de herhangi biri girişim yok, olanlara göz yummayı tercih ettiler. Biz de ne yaparsak, kime ne dersek nafile, dikkate alınmıyor. İşin sonu nereye varacak kestiremiyorum” diyor.

Görüşme sonrası basın açıklaması yapmak üzere Sur’da ölen çocuklarının cesetlerini almaya çalışan ailelerin yanına geçiyoruz. Acıya alışmak nasıl bir durumdur bilemiyorum.

Ama sanki anne babalar, hiçbir şey hissetmiyorlar. Mekanik bir ses tonuyla konuşuyorlar, başlar, bakışlar önde.

Bir süre sonra anlıyorum ki acı çekmiyor değiller, aksine büyük ve derin bir acıya gömülmüş olmanın ruh haletindeler. Sizinle konuşuyorlar ama aslında boşluğa savruluyor kelimeleri.

Gözlerinizin içine bakıyorlar ama aslında sizi görmüyorlar, adeta bakışlarının feri sönmüş.

Yüksek dozda acıya maruz kalınca bazı duygular artık hissedilmez oluyor demek ki.

Acıya alışmak nedir, bilmiyorum. Ama acıya alışmış olanları görüyorum. Acıya alışmak, en büyük acı. Bunu kavrıyorum.

Annelerin ellerinde çocuklarının fotoğrafları var, göğüslerine basmışlar. Böylece bir nebze olsun acılarını dindiriyor olmalılar.

16 yaşındaki lise ikinci sınıf öğrencisi Rozerin’in babası, kızının fotoğrafını gösteriyor.

”Aynen fotoğraftaki gibi üzerindeki okul kıyafetleriye çıktı evden. Geri kaldığı derslerden bazılarını telafi etmek amacıyla arkadaşına gitti. Bir kaç saat sonra Sur’da sokağa çıkma yasağı alındığını, çatışmaların başladığını duyduk. Aradım hemen. ”Baba, arkadaşımın evinden çıktım, eve doğru geliyorum” dedi. Daha sonra aradığımda telefonu kapalıydı. Defalarca aramama rağmen bir daha ulaşamadım. Sokağa çıkma yasağı olduğundan, bulunduğu yere gidemedim. O günden sonra bir daha da haber alamadım. Öldü mü kaldı mı onu da bilmiyorum. Kızımın son cümlesi, ‘Baba eve geliyorum’ oldu, ama bir daha gelmedi.”

Bunları söylerken, öfkeli miydi? Hayır. Faryat ediyor muydu? Hayır. Birilerine lanet yağdırıyor muydu? Hayır. Birilerini suçluyor muydu? Hayır. Ama hüzünlüydü, boynu büküktü, çaresizdi, sesi kısıktı, sanırım takati yoktu.

Acıya alışmış olmanın acısını yaşıyordu.

Said Sefa @sefa_said – Haberdar / Diyarbakır

Bu yazı, Haber Nöbeti bloğuyla birlikte Haberdar’da yayımlandı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s